Nothing but trouble

Bu sefer öteki sinema'nın genel çizgisinden biraz farklı ama yer yer de örtüşen bir filmi tanıtmak istiyorum sizlere. Uzun zaman önce seyrettiğim bu filmden sadece birkaç korkunç sahne kalmıştı aklımda ancak geçenlerde tekrar rastlayınca seyretmeden duramadım ve sizlerle de bu kıyıda köşede kalmış ilginç komedi/korku filmini paylaşmak istedim.


Dan Aykroyd üstadımızın 1991'de kardeşi ile birlikte senaryosunu yazıp yönettiği filmde ana karakterlerimizden sadist yargıç rolünde de kendisi oynuyor. Ayrıca  filmimizde  John Candy, Chavy Chase ve Demi Moore gibi zamane yıldızları hazretlere eşlik ediyor.


Chase'in oynadığı finansal yönetici Chris arkadaşımız oldukca zengindir ve gökdelenindeki komşuları ve zengin konukları için bir parti vermektedir. Bu partide tanıştığı komşusu gözkamaştırıcı güzellikteki Diane(Demi Moore)'in ısrarları sonucu çapkın Chris dayanamaz ve Atlantic City'e birlikte gitmeye karar verirler. Bu konuşmaya kulak misafiri olan Brazillionere kod adlı iki zengin ispanyol kardeş Fausto and Renalda ( Taylor Negron ve sountrackı da yapan ispanyol şarkıcı Bertila Damas )  da  katılarak eğlenceli bir yolculuk başlar. Bir süre yolculuktan sonra sıkılan kardeşler piknik yapmak isterler ve ana yoldan Chris'in tüm olumsuz tavrına rağmen aracı çıkarttırırlar. Bilmedikleri bir kasabaya giren kafadarlar ortamdan tırstıklarından hızla çıkışı ararlar ancak dur tabelasına uymayan Chris başına ne tür bir bela aldığından  habersizdir. Valkenvania kuralları biraz farklıdır ve Dennis Valkenheiser ( her zamanki gibi çok eğlenceli bir  John Candy ) altındaki ilginç teknolojilere sahip polis aracı ile kendinden kaçmaya çalışan bu dörtlüyü yakalayarak yüz küsur yaşındaki piskopat yargıç babasının(Dan Aykroyd) önüne çıkarır. Daha önce de dediğim gibi yargıç kuralları farklı uygulamaktadır ve kötülere cezalarını kendi usulü ile vermektedir. Chris ve Diane çok geçmeden The Texas Chain Saw Massacre'den çıkma bu garip ailenin buraya gelen tüm suçluları değişik şekillerde( kazanlarda parçalara ayrılmak, kemik dağlarına atılmak gibi ) öldürüldüğünü anlayacak ve kaçış yolları arayacaklardır.

 

Zaman zaman animorfik efektlerin tavan yaptığı filmde dikkat çeken bir nokta da mekan kullanımı. Yargıcımızın evinin her köşesinde konukları bir süpriz bekliyor. Oldukça eğlenceli bir lunaparka benzeyen mekan aynı zamanda birçok cesede de evsahipliği yapıyor. Animorfik efektlere değinecek olursak yargıcımızın makyajları çok başarılı özellikle Chris'in odasını dikizlerken gördüğü yatmadan önce sağ ayağını çıkarması sonra da burnunu! çıkarıp kenara koyma görüntüsü ( ki bir sonraki sahnede burnu yerinde duruyor her nasılsa ) mide bulandırıcı. Ailenin iri yarı sessiz kızı rolünde yine Candy sahneye çıkıyor ve Chris'e musallat oluyor. Bir başka efekt harikası da eve giriş izinleri olmayan ikizler, bana Total Recall'daki yaratıkları hatırlattılar.

 

Dan, Candy ve Chase gibi üç usta komedyenin yanında en seksi ve yetenekli haliyle Moore hiç sırıtmıyor ve güldürtmeyi de başarıyor. En azından şimdiki gibi seksi olacağım diye kasıntı kasıntı poz kesmiyor, oldukça doğal. Chase ise diğer filmlerdeki sakar aptal hallerinden kurtulmuş daha eğlenceli bir oyunculuk sunuyor bizlere.

 

Tabii ki film bir başyapıt değil, basbaya kötü de bir film olabilir ama oldukca eğlenceli. Korku filmlerinde çokca kullanılan yanlış zamanda yanlış yerde olma hastalığını hafif bir ürperti eşliğinde eğlenceli bir şekilde sunuyor. Bende Blues Brothers'dan dolayı bir Dan Aykroyd hayranlığı olması da filme pozitif ayrımcı bir gözle yaklaşmama neden oluyor.  Film tüm eleştirmenler tarafından yerin dibine sokulmuş ama bence tekrar tekrar izlenmesi gereken saklı bir hazine. En kötü filmler oscarına da 6 dalda aday olup en kötü yardımcı aktör dalında Aykroyd ödül almış.


Öteki Sinema için yazan : Masis Üşenmez

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !