Geçmişten Günümüze: Yarasa Adam

Yıllar önce kayıp dünyaya yazdığım batman yazısı, dergi yeni sayı çıkarmadığı için rafta kalmıştı yeni bölüm gelmeden üstünden geçip görücüye sunuyorum. İyi Bayramlar Masis Üşenmez

Takvimler 1989′u gösterdiğinde Batman bombası sinemalara düşmüştü. Daha ufacık bir çocuktum, hayatımda iz bırakmış filmler Star Wars ve Superman’di. Ama Batman vizyona girince herşey değişmişti. Daha önce yarasa adamla karşılaşmamış olan ben filmden kısa bir süre sonra üzerime Batman tişörtümü geçirmiş, Batman amblemli kolyemi takmış, on sekizime girince koluma Batman dövmesi yapmayı kafama koymuştum bile (neyse ki o yaşa geldiğimde çoktan vazgeçmiştim bu çocukluk fikrimden).

Peki neydi beni bu korkunç figüre bağlayan? Batman’in yenilmez olmayışı, Bruce Wayne’in hepimiz gibi bir insan oluşuydu belki de. Onda ne Superman’in doğuştan gelen güçleri vardı ne de Spiderman gibi güçlerinin sorumluluğunu zorla taşıması gerekiyordu. Bu yolu kendi seçmişti. Amacı ekonomik gücüyle yaşadığı kenti suçlulardan kurtarmaktı.

İlk filmin birçok başarılı unsuru bünyesinde topluyordu. Öncelikle Tim Burton imzası taşıması, Prince’in müzikleri, dönemin çok ilerisinde efektleri, Kim Basinger, Jack Nicholson, Michael Keaton gibi üst düzey oyuncuları, Batmobil gibi tasarımlar filmi genç yaşlı herkez için oldukça çekici kılmıştı.


Peki daha sonra? Batman Returns (1992) yine Tim Burton imzasıyla çıktı. Birçokları için hayal kırıklığı olsa da Tim Burton sinemasına birçok yönden daha yakın bir filmdi. Dış görünümü nedeniyle ailesinden dışlanan Penguen Adam tam da Burton’ın yaratabileceği bir kötü adamdı (1990′da çektiği Edward Scissorshand de Penguen’e yakın bir karakterdir). Kedi kadını oynayan Micheal Pfeiffer’ın karizması da filmi sürükleyen etkenlerdendi. Bu iki oyuncu yer yer Batman’den çok sanki Kedi Kadın filmi seyrediyormuşuz hissi vermekte idi bize. Geçtiğimiz yıllarda çekilen Catwoman’ın gişedeki çöküşü de sanırım Batman Returns’de hafızalara kazınan Pfeiffer’ın yerine Halle Barry’i koyamamamız olmuştur.


Joel Schumaher’in koltuğu devralmasından sonra Batman’de işler çok değişti. İlk film Batman Forever (1995) Val Kilmer, Nicole Kidman, Jim Carrey gibi oyuncularıyla ayakta durmayı başarsa da Batman & Robin gişede öyle bir hayal kırıklığı yarattı ki ne Joel Schumaher ne de filmde oynayan oyuncular bir daha kendine gelebildi. Sorun tabi ki Bruce Wayne’de değil onu bir çocuk filmi formatına sokmak isteyen yönetmen ve yapımcılardaydı.


Batman & Robin faciasından yaklaşık sekiz sene sonra Batman kimsenin beklemediği bir şekilde küllerinden doğdu. Christopher Nolan’ın Batman’i çok daha genç ve derin bir karakter. Öncelikle Nolan’ın böyle büyük bütçeli bir filmde görev alması büyük riskti. Ancak senaryosuna da yardımcı olan yönetmen, Batman hayranlarına yakışacak bir filmle karşımıza çıktı.

Mekan tasarımları diğer filmlerden ayrılan Batman Begins çok daha gerçekci bir atmosferde seyrediyor. Yeni oyuncakları da karizmatik kahramanımıza çok yakışmış. Özellikle yeni batmobil yaratılırken oldukca uğraşıldığı belli.


Batman Returns, Bruce Wayne’in çocukluğuyla başlıyor. Böylece yönetmen Tim Burton’ın Batman’ine ilk göndermeyi yapıyor. Ailesinin öldürülmesiyle kendini suçla savaşa adayan Bruce (Christian Bale) suçluların tabiatlarını anlamak için onlardan biri gibi davranır ve kendisini sonunda Çin’in ücra bir köşesinde bir hapisanede bulur. Burada bir gizli Ninja tarikatına katılan Bruce, Henri Ducard’ın (Yine Muhteşem Liam Neeson, seyrederken sürekli Qui Jin gözlerinizin önüne geliyor) hocalığında dövüş sanatlarını en ince ayrıntısına kadar öğrenir. Ancak Tarikatın yıllardır ahlaken çökmüş, yozlaşmış Konstantinapol (Fatih Sultan Mehmet’e yardım mı etmişler anlamadım, yoksa gemileri boğaza taşıyan Ninjalar mıydı?), Roma, New York gibi büyük uygarlıkların sonunu getirdiğini, böylece bir nevi güçte dengeyi yakaladıkları, şimdi de sırada kendi önderliğinde bir orduyla birlikte Gotham olduğunu öğrenince hocasına karşı gelerek Gotham’a döner. Bruce’a göre Gotham için hala bir şans vardır.

Çin’de korkularıyla yüzleşen Bruce Wayne suçluları kendi korkusuyla vuracak ve Batman karakterini yaratacaktır. Ancak Gotham’ı çok büyük bir tehlike beklemektedir, Bruce Gotham’ı daha iyi bir uygarlık yaratmak için yerle bir etmeye gelen Hocasıyla karşılaşmak zorundadır. Suçla savaş ta adalet mi yoksa intikam mı kazanacaktır? …

Film çekildiği yıl yapılan tüm anketlerde üst sıralarda yer alarak göze çarpıyor. Amerikada Star Wars’tan sonra ikinci, İngiltere’de ise en iyi film seçildi. Tüm Bilim Kurgu ve Çizgi Roman delilerinin seyretmesini tavsiye ederim. Yıllar sonra Batman’e yakışan bir film bulduk, yazın sinemalarımıza gelecek olan ikinci bölüm The Dark Knight’ı da merakla bekliyoruz.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !