Bloglar geliyor!


Film seyretmek her yaşta en büyük tutkum olduğundan ve sadece seyretmek değil, üzerinde konuşmak ve yazılanları okumaktan da büyük zevk aldığımdan olsa gerek, memlekette sinema adına yazılmış ne varsa bir şekilde bulup okumanın ve mümkünse biriktirmenin meraklısıyım.

Bir zamanlar bunu yapmak çok zordu çünkü,  gazetelerin verdiği TV'de 7Gong gibi dergiler ve yine Milliyet gazetesinin verdiği 500 sayfada 5000 film, Atilla Dorsay'ın eski fantastik film eleştirilerini topladığı Beyazperdede kırmızı filmler gibi kitaplar ve bazı video firmalarının bülten dergileri dışında okunacak pek bir şey bulamıyordum. 90'ların ortalarından itibaren çıkan sinema Antrakt, Beyazperde, Sinema gibi dergiler, ikide bir kapanmalarına rağmen oldukca büyük bir açığı kapatmışlardı. Şimdilerde hiç bir zaman olmadığı kadar çok dergi yayınlanmasına rağmen hepsi Vizyon takibi yaptığı için içerik olarak çok farklı olduklarını söylemek zor. Genelde hediye olarak verdikleri DVD'lerle fark yaratıyorlar. Blogun ilham kaynaklarından biri olan ve " öteki" türlere hakkını vermiş ilk türk sinema dergisi  "Geceyarısı Sineması" arada müthiş bir çıkış yapıp hatırı sayılır bir okuyucu kitlesi kazanmış olmasına rağmen ulusal dağıtım olanaklarından faydalanılamaması sebebiyle 19 sayıdan sonra yayınına son verdi.

Açıkcası verdikleri DVD'ler ve diğer promosyonlar sebebiyle fiyatları giderek şişen sinema dergilerini artık almıyorum. devamlı olarak takip ettiğim Sinema dergisini de Engin Ertan yazılarının yüzü suyu hürmetine devam  ettikten sonra kendini tekrarlamaya başladığı için bıraktım. İnternette giderek yükselen sinema sitelerinin de bunda payı var elbette... Ama sevdiğim türler sebebiyle olsa gerek; Vizyon takipcisi sinema siteleri yerine kendiminki gibi samimi, kişisel yada arkadaşların oluşturduğu blog oluşumlarını seviyorum ve ciddiye alıyorum. Fakat bizm Blog dahil olmak üzere Türk sinema bloglarının en büyük sorunu henüz yeterince tanınamamak... Bizler dahi oldukca beğenilen, kendi okuyucu ve fanları olan bir blogu son anda farkedebiliyoruz. Mesela bunlardan biri çok kısa süre önce farkına vardığım Ters Ninja  blogda yayınlanan manifesto'da Ters Ninja oluşumu şöyle açıklanıyor : "Tersninja.com yaratıcısının körü körüne bağlı olduğu sinema sevgisini saymazsanız tamamen bağımsız bir teşebbüstür. Sitede yer alan Landlord başlıklı tüm yazılar kendisine aittir. Landlord en büyük desteğini derin dünya görüşüyle, ince elenmiş sık dokunmuş hayat felsefesiyle, doğruya ve iyiye ulaşmayı düstur edinen öğretileriyle efsaneleşen  ve Tersninja.com’un ruhani liderliğini de üstlenen bilge ninja, Terso Ninja’dan almaktadır. Landlord bu güçlü desteğe rağmen sizlerin yorumları, katılımları, tıkları,  jurnalleri olmadan sitenin “mazide kalan kuru bir gürültü” olacağını da bilmektedir.  Tersninja.com sinema hakkında yazmak isteyen herkese açıktır ama yazmak ve yazabilmenin aynı şey olmadığının farkında olan Landlord, siteye girecek yazılar konusunda  her türlü titizlik gösterme hakkını saklı tutmaktadır. Tersninja.com hakkında bilinmesi en zaruri bilgi; sitemizin mevcut sinema siteleriyle hiçbir şekilde rekabet etmeyecek (edemeyecek) bir karakterde olmasıdır. İki türün işlevleri son derece farklıdır çünkü. Sitemiz vizyon bilgileri, salon bilgileri gibi ”haftasonu sinema kullanıcısı”na hizmet eden özellikleri barındırmayı tercih etmemektedir.  Sitemizin hizmet kapsamına sinemaya gönül veren, okumayı, bilmeyi seven, sinemanın dışında sanat dallarına ilgi gösteren, birey olabilmeyi becermiş organizmalar girmektedir. Bu site saydığımız özelliklere sahip organizmalar arasında din, dil, ırk, tür, cinsiyet, yürürken kullandığı ayak sayısı ayrımı yapmaz."

Benim de hasta bir takipcisi olduğum ve konuk yazar olarak küçük de olsa katkıda bulunduğum Sinematik, Sinematik Mafia, Sinematik Spaghetti bloglarını ise Öteki Sinema okuyucuları çok iyi biliyor artık. Sinematik'den Çilek'in açtığı ve lezzetli (çilek kremalı) Nostaljik Türk Sineması yazılarını barındıran Çilekin Dünyası blogu'da yükselen alternatif sinema bloglarından biri (şimdi hatırladımda zamanında rahmetli Metin Demirhan abi bizim için böyle bir yazı yazmıştı da ne sevinmiştik!)
Başından beri bizi destekleyen, bizim de çok sevdiğimiz Kısa Film blogu ise artık iyice oturdu ve misyonunu çok başarılı bir şekilde sürdürmeye devam ediyor. Gölge-E dergi'ye yazdığım esnada tanıdığım ve sevdiğim bloglardan biri de Sinema ve filmler üzerine değil ama tür sinemasını çok sevenlerin meraklısı olduğu Çizgi roman yazıları barındıran Sıtkı Sıyrılın blogu : Zagorun sözü Bu! (enteresan bir isim ) Yine yakın zamanda rastladığım Çilek'in blogunda yazdığı tarz yazılar barındıran ama ne talihsizlik Ekim 2007'den beri güncellenmeyen bir blog daha var : Yeşilçam Yarması

Sineafil78'e ait eskilerden bir blog olan, klasik filmlere ait nefis yazılar içeren Klasik ve kült filmler blogu da mutlaka okumanız gereken bir alan... Son olarak da geçenlerde yazdığım Cloverfield yazısına müthiş bir katkı yapan ve hem temasal hem de yazısal olarak orjinalite sağlamış Ara Bölge'den haberdar etmek istiyorum sizleri... Blog kendini şu kelimelerle ifade ediyor : "William Seward Burroughs sevdiğimiz bir abimizdir. Kim olduğuna dair hiçbir fikrim olmadan alıp okuduğum Çıplak Şölen romanından sonra kendisinin ve eserlerinin peşine düşmüş, romanın karakterlerinden Dr Benway'inse (her nekadar kendisinden azar azar bahedilse de) okuduğum en zevkime hitap eden roman karakteri olduğuna karar vermiştim. Arabölge, Burroughs'un Interzone adıyla yayınlanan eserinin bizdeki adı. Gerçi bizim ara bölge ile gevurun interzone'u kafalarda farklı şeyler çağrıştırsa da -toplumsal bellek ve sözcüklerin şahsiyeti de diyebiliriz, çeviren elemanın başarısızlığı da-, bu farklılık site konseptini oluşturmada işimize yarayacak."

Yine son zamanlarda farkına vardığım ama ayakları yere oldukca sağlam basan Alternatif Sinema ve kısa film blogu Asinema'da tadına doyum olmayan okuma ve izleme alanlarından biri ve kendi misyonunu şu biçimde ifade ediyor: "internetteki sinema tekellerini az çok hepimiz biliyoruz. Beyazperde.com, Sinema.com, Sinemalar.com… Profosyenel yazar kadroları, arkalarında dev sermaye grupları, her yerinden reklam kokan popülist yayıncılıkları ile. Ve bu tekelleşme sürecinde en son örnek ise Beyazperde’nin Mynet ile birleşmesi oldu. Kaybolan ise internetin ve sinemanın alternatif, bağımsız, özgür sesi oldu.
Sinemanın her alanında alternatif seslerin yükselmesini istiyoruz. Belki de bu bağlamda sinemanın en özgür en bağımsız alanı kısa filmler. Biz de ilk iş olarak kısa filmleri yayınlayarak başlıyoruz. İşe kısa filmlerden başlamamızın bir başka nedeni de kısa filmlerin artık yoğun olarak video paylaşım sitelerine sunulması fakat bunların derli toplu bir şekilde toparlandığı bir sitenin olmaması. Bu alanda ilk örnek olan Benimsinemalarım ise teknolojinin ve kısa filmcilerin gerisinde kalarak artık ihtiyacı karşılayamıyor."

Şimdilik aklıma gelenler bunlar, unutmadan söyleyeyim bu alternatif blog oluşumlarının en büyük destekcilerinden biri muhafazakarlığı sebebiyle bazıları tarafından ısrarla önemsizleştirmeye çalışılmasına rağmen memleketteki en değerli sinema kalemlerinden biri olan Ali Murat Güven... Ulusal basında  kaç eleştirmen divx fenomeni için adam gibi bir yazı yazdı ki bugüne kadar bu bile yeter.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !