Türk Korku Komedisi?

Kategori: Turk Fantastik
"Okul" İlk Türk Korku Komedisi mi?

"Taylan Biraderler" takip ettiğim ve deneysel ve cesur  girişimleri sebebiyle saygı dıyduğum sinemacılardır. Özellikle"Küçük Kıyamet" ile artık olgunlaşma döneminin meyvelerini vermeye başladılar ve çok üstünde konuşulmasa da, Ulusal sinema bazında bence  son on yılın en yetkin işlerinden birine imza attılar. (Deprem sahnesindeki tüyleri diken diken eden müthiş başarılı işcilik için teşekkürler)

Fakat yine de Sinan Çetin yapımcılığındaki işleri "Okul" un affedilemez bir hatası var ve hep kendime türe bu kadar meraklı iki sinemacı kardeşin neden bu hatayı yaptıklarını sorar dururum. Bu şikayet filmin yapısı yada işleyisi değil de Lansmanı ile ilgili. "Okul" afişlere çıktığı vakit "Türkiyenin ilk Korku filmi!" gibi yalancı bir iddia taşıyordu. Daha sonra yapımcı ve yönetmenlerle yapılan  kimi söyleşilerde "ilk korku filmi değil ilk korku-komedi filmi" gibi durumu idare edici açıklamalarda bulundular ama ne yazıkki benim gibi, Türk Korku Komedisi deyince aklına hemen, Bülent Kayabaş'ın "timur frankenstayn" olarak karşımıza çıktığı , dedesinden kalma bir tıp kitabını bulan genç timur'un , korkunç bir insan azmanı yaratmasını anlatan bir "Young Frankenstain" remake'i "Sevimli Frankenştayn" ve "gulyabani diye birşey yoktur, olamaz! amaaaa olabilirdeeeee" repliğiyle gönlümüzde çok önemli bir yer edinmiş, muhteşem kadrosu ve senaryosuyla türk sinemasının gelmiş geçmiş en güzel eserlerinden biri olan "Süt Kardeşler" gelen biri için bu daha da acı bir yalan oldu.


"Okul" filminin bu yalancı misyonunu daha sonra "Büyü", "Dabbe", "Gen" gibi filmler de üstlendi. Yapanlara sorarsak, hepsi ilk Türk Korku filmiydi! Bir on yıl sonra türe ait yeni bir yapım "İlk Türk Korku Filmi benim!" iddiasıyla karşımıza çıkarsa pek şaşırmamak gerek.

Şu an bu yazıyı okuyan ziyaretci : "tamam "sevimli Frankenştayn" bir şablon korku-komedi filmiydi ama "Süt Kardeşler"e ne oluyor?" diye sorabilir fakat bunu Ertem Eğilmez ustanın "Süt Kardeşler" filmini Samsun Zafer sinemasının karanlık ve kocaman salonunda "*Gulyabani" yi ilk gördüğünde koşarak fuayeye kaçan bir çocuk olan bana anlatamazsınız! (akabinde eve koşup ablamı çağırıp filmin daha sonraki gösteriminde yanımda bir büyüğün olmasının verdiği cesaret paratoneri sayesinde filmi izleyebildim.)

Süt Kardeşler, yönetmenliğini Ertem Eğilmez'in yaptığı, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı isimli romanından uyarlanan, 1976 yılı yapımı bir Türk filmidir. Konusu :

Yıllardır kimsenin sahip olamadığı konağın sahibi Melek Hanım sütoğlu Şaban sanıp da Şaban’ın arkadaşı Ramazan’ı eve alır. Fakat sinirli abisi Hüsamettin’e Ramazan’ı damadı Bayram olarak tanıtır. Konağa gelen gerçek Şaban ve gerçek Bayram’ın işleri karıştırdığı yetmiyormuş gibi bir de damat Bayram’ın babasının eve Gulyabani adında bir esrarengiz canavarı konağa illet etmesi her şeyi birbirine karıştıracaktır.




"Süt Kardeşler" Katıksız bir komedi filmi. yapısını durum komedisi üzerine kuruyor ve Ertem Eğilmez'in pek çok filminde başarıyla yönettiği "Arzu Film"li usta oyuncular tarafından bazen doğaçlamaya varan performanslarla başarı kazanıyor. (Türk Sinemasının Altın Kadrosu : Şener Şen, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Ayşen Gruda... hayatıma kattığınız anlam için hepinizin ellerinden öperim.) *Fakat ne zaman daha sonra bir sahtekarın işi olduğu anlaşılan "Gulyabani karakteri işin içine girse film metafizik bir boyuta taşınıyor ve sanki "Kameranın başına Dario Argento geçti galiba!" dedirtircisine bir ışık kullanımı ile gerçekten irkiltici anlar yaratılıyordu.
Bu anlamda bence eğer illaki bir film "Türk Sinemasının ilk Korku-komedi filmi" diye anılacaksa bu film Süt Kardeşler'dir.


Ekşi Sözlük'te düşüncemle keşisen bazı girdiler

*ilk izledigimde sanirim 5-6 yaslarindaydim ve gulyabaniden cok korkmustum, hala o eve gelis sahnesini izleyemem. ayrica sut kumandan kavraminida literatururmuze katan film olarak anilabilir. eger sut annenizin agabeyi kumandansa ona sut kumandan denir.

*gulyabanin çerçeveye girdiği sahnelerdeki müzik kopartıcıdır. gitarın boş tellerin den alınan seslerin mi la re sol si mi düzeninde çalınmasından oluşur hatta

*küçükken korktuğum şimdi ise hala kahkahalara bogularak izlediğim süt kardeşlerdeki canavarın adı . bu filmde kemal sunal, şener şen, adile naşit ve ayşen gruda döktürmüştür. show tv'nin muhtemel 102. tekrarını yayınlamasını merakla beklemekteyiz.


Daha sonra bahsettiğim "Sevimli Franklenstayn" ve "Süt Kardeşler"ile ilgili daha uzun bir inceleme yapmayı arzu ediyorum. o vakte kadar...
muhabbetle :)  midnight

*"gul" araplarda islamiyeti oncesindeki dişi cinin adıdır. gulyabani sözcüğü gul-i beyabani'den gelir.
*50'ler öncesi kimi türk filmlerinde de görünen bazı fantastik karakterlerin aslında gerçekle mantıksal bir ilişkisi olduğu filmin sonunda ortaya çıkar. Ertem Eğilmez'de filminde bu geleneği bozmamış.

Özgün "Öteki Sinema" blog girdisidir. Bilginin dolaşımı için açık kaynağı destekliyoruz. kaynak belirterek, tamamını yada bir kısmını dilediğiniz gibi kes-parçala-yapıştır yapabilirsiniz.


Yorumlar (1) :: Sizin Yorumunuz :: Bağlantı


Turkish Star Trek

Kategori: Turk Fantastik
Aşağıdaki yazı ve kullanılan resimler 'The Wave Mag' adlı derginin websayfasından alınmış olup, yazının orijinal kaynağı için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz
http://www.thewavemag.com/pagegen.php?pagename=article&articleid=22646


Seanbaby takma adını kullanan yazar, Türk sineması ve Türkiye ile ilgili olarak, alaycı olmaktan da öte sert ve hakaret içeren ifadeler kullanmaktadır. Öteki Sinema, Türk "kült" sinemasının gerçekten müstesna  eserinin bu incelemesini hiçbir şekilde onaylamamaktadır Yazarımız xkyoya, bu hakir ve küstah, alaycı görüşü sadece sizlerin bilgisine sunma amaçlı olarak kızgınlık içinde çevirmiştir.


Umuyorum ki şimdiye kadar Türkiye'nin Amerikan filmlerini alıp sıfır bütçeyle ve kendilerine has dekor, kostüm ve özel efektleriyle yeniden yaptıkları zamanlarını duymuşsunuzdur. Superman'i yaptıklarında Superman siyah beyaz bir televizyonun önünde ipte sallanan bir kukla gibi görünüyordu. Yıldız Savaşları'nı yaptıklarında ise Luke Skywalker trambolin dolu bir alanda Kurabiye Canavarı ordusuyla savaşıyordu. Türkçe biliyorsanız bile filmi anlamanız pek mümkün olmayacaktır ama yine de izlediğiniz film orjinalinden iki kat daha eğlencelidir.

Türk Uzay Yolu bu sinemasal geleneği sürdürüyor. Filmin Türkçe ismi olan "Turist Ömer Uzay Yolunda"yı  muhtemelen "Trajik Hata" falan demektir.

                                                                                                                                                                                                         Orjinal Uzay Yolu'nda Kaptan Kirk harika bir adamdı. Üzerindekileri yırtıp bir sürüngen canavarı dövüp sonrasında yeşil uzaylı hatunlarla takılabiliyordu. Türk Uzay Yolu'nda ise durum bunun tam tersi. Filmin başında Kaptan Kirk'ü bacak bacak üzerine atmış bir şekilde oturup sürekli emir verirken görüyoruz. Uhura ile anlamadığım bir şeyler tartışıyorlar, hazır lafı açılmışken filme altyazı koyulmamış ve Türkçe bilen birisini tanıyan birisini bile tanımıyorum.


Ama Kaptan Kirk'ün oturuşuna bakacak olursak Uhura ile bir penisinin olmamasının ne işe yaradığını konuşuyor olabilir. Türk Atılgan'ının kıyafetleri de sorunlar yaratıyor. Bayan personel kıçlarından 10 santim yukarıda duran mini etekler giymeye zorlanmışlar. Ve dönüp boyanmış kartondan oluşan bilgisayarlarda bir şey yapmaları gerektiğinde her şeyi görebiliyoruz. Eminim bu durum bazen Rotacı'nın konsantrasyonunun bozulup şöyle demesine yol açıyordur: "Bayan Uhura, şu anda külodunuzun sektörüne kilitlendik. Koordinatları kıçınız. Tekrar ediyorum: Külot, külot, külot.





Kaptan Kirk yakındaki bir gezegene inmek isteyip keşif ekibi olarak Scotty, Mr. Spock, Dr. McCoy ve eğer yaratıklar saldırırsa insan kalkanı olarak kullanmak üzere yeşil tişörtlü bir adamı seçiyor. Işınlanma ise tıpkı diğer Türk filmlerindeki özel efektler gibi, başarısız ve aptalca. Dört adam kımıldamadan kameranın odak dışına çıkmasını bekliyor. 10 saniye sonra görüntüde çizikler belirmeye başlıyor ve kameraman pause tuşuna bastığında görüntüden dışarı çıkıyorlar. Bu gördükleriniz uzayda ışınlanmaktan çok videonuzun bozulduğunu düşündürebilir. Demek ki mini etek teknolojisi görüntü efektlerinden çok daha ileride.


Ekip, gezegende garip bir kişiliğe sahip olan Profesör Krater ve asistanı Nancy ile karşılaşıyor. Nancy, mini etek giymiş tipsiz bir sarışın. Konuşma esnasında bir anda yine çekici olmayan başka bir kadına dönüşüyor. Bana güvenin, film inceleme kariyerimde Türk özel efektlerini çözme yeteneğimi oldukça geliştirdim ve bu sahnenin şu anlama geldiğini çıkardım. Her karakter Nancy'de hayallerindeki kadını görüyor. Filmin ilk karışmaya başladığı nokta da burası. Aniden Profesör Krater gidip don giymiş bir robot Tarzan ile geri dönüyor.



Öleceğinin farkında olduğumuz yeşilli ekip görevlisi ölüyor ve dev uzay sivilceleriyle dolu cesedinin başında Nancy'yi görüyoruz. Spak dikkatle bulaşıcı hastalık taşıma ihtimali yüksek olan cesede yaklaşıyor ve Kirk'ü arayıp durumu analtıyor. Nancy'de mağaraya geri girip çıplak robot Tarzan'a bir çam kozalağı yapıştırıyor. Eğer Türkçe bilseydim dediklerini anlayabileceğimi düşünüyorum ama saçmalıyorum. Film birdenbire öldürücü bir evlenme sahnesine geçiş yapıyor. Etrafını bıyıklı adamların sardığı taksi şoförü gibi görünen tombul bir adam olan Ömer ve gelinlikli yaşlı bir kadını görüyoruz. Sonrasında Ömer komik olduğunu düşünerek suratını şekilden şekile sokuyor. Evlenme töreni devam ederken isteksiz damat bir anda ortadan kaybolup kendisini Profesör Krater'ın mağarasında buluyor ama öncesinde Mr. Bean, Tarzan ve erotik masaj yağının birleşimi gibi duran robot tarafından kovalanıyor. Sonra olanları (filmin tuhaflaştığı ikinci bölüm) açıklamak biraz zor ama anlatayım: Fonda komik ses efektleri varken Nancy, Ömer'in elini yalıyor. Ömer ona ne yaptığını soruyor gibi görünüyor ama birdenbire karar verip boştaki eliyle Tarzan'ın sırtındaki çam kozalağını dürtmeye başlıyor. Bunu her yaptığında robot olduğu yerde geriliyor ve bu Ömer'i gittikçe daha çok neşelendiriyor. Ses efektlerinin hala devam edip etmediğinden emin değilim çünkü bu sahnede kendi çığlık sesimden başka bir şey duyamadım.


Filmin geri kalanı Ömer'in maskaralıkları üzerine kurulu. Bir noktada Atılgan ekibi tarafından rehin alınıyor ve üç tane mini etekli kadın ona lazer silahlarını doğrultuyor. Ömer ise pilot koltuğuna oturup geminin kontrollerini kurcalamaya başlıyor. Kadınlar buna karşılık durması için hiç bir şey söylemeden gittikçe daha seksi şekillerde agresif duruşlara geçiyorlar. O sırada Kirk bir buz patencisinin zerafetiyle içeri giriyor ve kadınlara bir esir gemiyi kontrol ederken etrafında onu tahrik edecek şekilde durmanın yanlış olduğunu söylüyor. Kadınlar yerlerine geçiyor ve etraftaki herkes güzel bir göz ziyafeti çekiyor.

Sonrasında Nancy'nin gezegende yeşil giysili ekip üyesini yaladığını görüyoruz. Gelecekteki cenaze törenlerinin yakınlarınızı, her şeyi yalayan bir kadın, tuhaf bir doktor ve ufacık bir don giymiş çam kozalaklı sapık bir robota bırakmaktan ibaret olduğunu bilmek gerçekten güzel.


İlk saat boyunca Atılgan'ın kapı açılma sesi Uzay Yolu'ndakinden birebir alınmış. Ama nedense bu noktadan sonra Türk ses mühendisleri kapılara olan ilgilerini kaybetmişler. Şimdi içeri birisi geleceği zaman kadrajın dışından birisi ağzıyla "fışşş" sesi yapıyor ve iki üç saniye sonra kapı açılıyor. Nedense bu bana Nancy'nin gemide dolaşıp insanların yüzünü yalayıp her seferinde başka bir ekip üyesinin kılığına girmesinden daha ilgi çekici geldi.

Nancy'nin bir kaç kez daha şekil değiştirip insanları hüpletmesinden sonra Spak ve Kirk kendilerini gezegene ışınlıyor ve filmi hazırlayanların istemeden yaptığı bir yığın devamlılık hatası sonucunda birbirlerini kaybediyorlar. Dışarıda Kirk'e köpükten yapılma bir suaygırı kafalı ve kımıl kımıl elli bir canavar saldırıyor. Bir iki dakika boyunca dans ettikten sonra yüzünden ateş fışkırtmaya başlıyor. Unutmayın, burası Türkiye. Kötü efekt diye bir şey yoktur. Film ekibinden birisi dans eden katil su aygırına yaklaşıp kafasını ateşe veriyor.

 

Nancy'nin bir kaç kez daha şekil değiştirip insanları hüpletmesinden sonra Spak ve Kirk kendilerini gezegene ışınlıyor ve filmi hazırlayanların istemeden yaptığı bir yığın devamlılık hatası sonucunda birbirlerini kaybediyorlar. Dışarıda Kirk'e köpükten yapılma bir suaygırı kafalı ve kımıl kımıl elli bir canavar saldırıyor. Bir iki dakika boyunca dans ettikten sonra yüzünden ateş fışkırtmaya başlıyor. Unutmayın, burası Türkiye. Kötü efekt diye bir şey yoktur. Film ekibinden birisi dans eden katil su aygırına yaklaşıp kafasını ateşe veriyor. Bu sahnede yaşanan aksiyon ve dramayı şöyle anlatabilirim. Canavarın kafasından çıkan ateşler yaklaşık bir buçuk metreye giderken Kirk 50 metre ileride bir kayanın arkasına saklanıyor. Nihayet Spock gelip bu 'hakanlar savaşı'nı filmin negatifinin üzerine silgiyle yapılmış yavaş ve kıvrımlı lazeriyle sona erdiriyor.


Tekrar Ömer ortaya çıkıyor ve bikinili bir hatun kılığına girmiş Nancy tarafından yalanmaya başlıyor. Cömert bir aşık olduğu için kendisi de kızı yalayarak karşılık veriyor ama yüzünü yine tuhaf şekillere sokarak kızın tadının hiç iyi olmadığını belli ediyor. Nihayet kadın yalamayı kesiyor ve Vulkanlı bir kadına dönüşerek Spock'ı baştan çıkarıp öfkeli bakışlarla Kirk'e saldırmasını sağlıyor. Kirk de aynı şekilde bakarak Spock'ın etrafında daireler çiziyor. Bir kaç tokattan sonra... ses efektlerinin senkronu tutmadığı için kimin üstün durumda olduğunu anlayamıyoruz. Ve ne yazık ki ikisi de aynı dövüş oyunculuğu dersine girdiği için yumruk yediklerinde de, yumruktan kaçtıklarında da aynı tepkiyi veriyorlar.


Spock nihayet Şekildeğiştiren Kötü Yalayıcı gittikten sonra kendine geliyor ama Kirk nedense onun kendisine saldırma sebebini hiç merak etmiyor. Bu konuyu kapatıp 20 Karateci Tarzan genç tarafından saldırıya uğradıkları kurak araziye geliyorlar. Ciddiyim. Bu sahne aptallık zincirini başlatıyor. Çıplak robotlar rastgele yönlere yumruk ve tekme atarken Ömer de onları dövermiş gibi hareketler yapıyor. Profesör Krater'in bu robotları savaşmak için değil de sevişmek için yaptığını ise şöyle anlıyoruz. Dövüş sürekli robotların Kirk ve Spock'a doğru koşup onlara yakın mesafede "YAAAAAH" diye bağırarak kendilerini yere atmalarından ibaret.



Ömer, düşünceli birisinin çölün ortasına bıraktığı bir müzik kutusuna koşuyor ve üzerindeki kollarla oynuyor. Böylece Tarzan robotlar birbirleriyle dövüşmeye başlıyorlar. Bir kaç dakika sonra, Spock ve Kirk kendilerini Nancy tarafından dövülmüş ve yalanıyor halde buluyorlar. Ve burada Nancy gerçek yüzünü gösteriyor: Bir Kocaayak. Nancy, Kirk'ün çığlıklarına aldırmadan yüzünü yalamaya devam ederken Dr. MacCoy geliyor ve onu lazeriyle öldürüp öldürmemek arasında kalıyor. Burada Doktor'un Nancy'ye karşı derin duygular beslediğini ama aynı zamanda bu korkutucu surat-yiyen canavarı öldürmek istediğini anlıyoruz. Aradan on dakika kadar hissettiğim kısa bir süre geçiyor ve sonunda onu vuruyor. Ömer, az önce çıplak bir karateci sürüsünün saldırısını müzik kutusu sayesinde durduran herhangi birisinin duyabileceği bir gururla içeri giriyor ve canavarı farketmiyor. Bundan sonraki sahne komedi kelimesinin tanımını sonsuza kadar değiştiriyor. Cesede üç kez bakıyor, sonra kameraya bakıyor, dört kez daha cesede, bir kez daha kameraya, beş kez daha cesede bakıyor ve bu gittikçe artan bakışları onüçüncü defada sona erdiriyor. Bu da Türk sinemasının ne tür yaparsa yapsın, komediden öteye geçemeyeceğini kanıtlıyor.


"Öteki Sinema" için Çeviri : XKYOYA

Yorumlar (2) :: Sizin Yorumunuz :: Bağlantı


Turkish Conan

Kategori: Turk Fantastik
A  L  T  A  R                                    Giovanni Scognamillo - Metin Demirhan

Yeşilçam'dan çıkmış çoğu tarihsel fantastiğin çağı, yaklaşık olarak bellidir. Belirsiz, çok eski, vahşi bir çağda geçen tek film, Remzi Jöntürk'ün Altar'ı dır.


Altar kendine örnek olarak Conan filmlerini seçiyor. Filmin öyküsü çok eski çağlarda belirsiz bir ülkede (bir iki kez Urartu adı geçiyorsa da bağlantı yoktur.) geçer. Ülkeyi zalim Zodiak (Eşref Kolçak) yönetmektedir. Zodiak ateşin sahibidir ve ateşi izinsiz kullananı ölümle cezalandırır. Zodiak'a karşı Utah (Sait Seyit) çıkar, gökten düşen bir taştan görkemli bir kılıç yapar ve granit bir kayaya saplar (Excalibur burada bir kez daha karşımıza çıkıyor.) Oğlu Altar (Cevat Pars) büyüyünce bu kılıçla ülkeyi kurtaracaktır. Utah kendinin yakarak ölür, Altar (Sait Seyit) büyür ve azman bir savaşcı olur, Esir tüccarı Osep'in (Kazım Kartal) eline düşer. Altar her gün dövüşür, her gece de sevişir.
Günün birinde Osep'ten kurtulur ALtar, babasının da tanıdığı kraliçe Alyoki'nin (Çeçilya Daymaz) ile karşılaşır, ona zorla sahip olur. Nino, Altar'ı hançeriyle yaralar, ama sonra bir mağarada "Voodo" büyülerini kullanarak tedavi eder.

Nino, öldürülen Zodiak'ın deli oğlu Hunka'nın (Nuri Alço) sarayına gelir, esir düşer. Altar tek başına Hunka'nın askerlerini dağıtır., babsının kılıcını granit kayadan çekip alır ve Hunka'nın sarayını basar. Altar Nino'yu kurtarır, Hunka'yı öldürür ve yeni maceralara doğru yol alır.


Altar'da düzgün görüntüler, kimi özenerek hazırlanmış maskeler ve miğferler yer alır; ancak Conan'dan çokca esinlenen film dağınık bir senaryo, ağdalı diyaloglar, abartılı bir oyunculuk sayesinde inanılmaz derecede "Kitsch" olmaktan öteye gidemez, kaldırılması zor olan kılıcı ve az giyinik kızlarıyla.


(yazının buraya kadar olan bölümü, Kabalcı Yayınlarından çıkan "Fantastik Türk Sineması" adlı müthiş araştırma eserinden alınmıştır. Görsellerde ise aynı eserden ve ricam üzerine Metin Demirhan tarafından mailime gönderilen renkli Altar lobi'sinden yararlanılmıştır.)


Bu kısım Blog yazarının (midnight) özgün görüşlerini içermektedir.


Altar, vizyona girmeden önce Tüm sinemalar uzun süre fragmanını gösterdi. Remzi Jöntürk gerçekten düzgün bir fantastik film çektikleri konusunda Anadolu sinema sahiplerini ikna etmişti ve filmi oldukca iyi pazarladı. Fragman neredeyse bir Hollywood filminin fragmanının yeterliliğinde ve filmdeki gerçekten ilginç anları içerdiği için hem sinema sahipleri hem de uzun zamandır perdede Fantastik bir yerli yapım görmemiş izleyici oldukca umutlanmıştı ama filmin bütünü tüm bu beklentileri boşa çıkardı. Filmdeki diyaloglar ve vıcık vıcık duygusallık izleyiciyi filmden direkt olarak soğuttu. Diyaloglara örnek vermek gerekirse :

Utah ateş kralına "Ateş, Su, Toprak hepsi Utah'ın" der.  Ateş kralı kale almaz, askerlerine bakıp "zippo, keranyuk, da" diye bağırır, askerler Utah'a doğru giderken, kendisi "Seni, askerleri ve kuzenlerini biçerim" şeklinde bir tehdit savurur. Askerler tınmaz ve Oltar'ın çevresinde halka yaparlar. Oltar Excalibur'un modifiye versiyonu diyebileceğimiz kılıcıyla ekseni etrafında dönüp saniyede 3 asker hızıyla katliam yapar. Katliamın sonlarına doğru kılıçla beraber yuvarlanır, kılıç ağır gelmiştir.  O sırada ortaya Utah'ın oğlu çıkar,  AltarAltarUtah oğluna "sana gelme demedim mi? kan bahçesinde çiçek yetişmez demedim mi?" diye feveran eder. babasına "Kılıcın zulmünü izlemeye, onları biçmeni görmeye geldim" der.

"Conan The Barbarian" ve devamı "Conan The Destroyer" gibi iki süper fantastiği ve sonrasında "Beastmaster" "Sword and the Sorcerer" vs onlarca replikayı görmüş olan sinema seyiricisi için Altar, tatsız tuzsuz bir deneyim olmaktan ileri gidemedi.


Altar tamamen göz önünden çekilmiş bir yapım... Kara Murat  yada Tarkan serisi gibi üzerinde çokca yazılmış konuşulmuş bir film değil. Show TV bir dönem geç saatlerde yada Cumartesi öğle sonralarında zaman doldurmak için bu filmi yayınladı. Digiturk platformunda yayın yapan "SinemaTurk" kanalı da filmi uzun zaman gösterdi. Fakat ticari olarak satışı olmayan belki net üzerinde yakalanabilecek bir Kült'dür. Altar tüm olumsuz yanlarına karşı Tarih öncesi fantastiğinin yerli tek örneği olarak ilgiyi ve saygıyı hakediyor. Ayrıca Nuri Alço gibi fenomen olmuş bir oyuncuyu alışık olmadığımız bir rolde görmek hepinizi heyecanlandıracaktır. Bu filmi yapan sinemacı takımına da cesaretleri için bir kez daha teşekkür ediyoruz.


( Yazının asıl blog tarihi 30.05.2007dir.  Metin Demirhan abimizin yolladığı Altar Lobisini ekleyerek Teşekkür etme babında yeniden yayımlıyorum.)

Yorumlar (0) :: Sizin Yorumunuz :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Oteki Sinema

Ana Sayfa

Arşiv

iletişim

Yazarlar

Murat Tolga Şen

Masis Üşenmez

Akuma Blade

Gülnur Karakaş

Konuk Yazarlar

Utku Uluer

Xkyoya

Çevirmenler

Angelus Novus

Mahmut Akıncıoğlu

Banner & Arts

Murat Özkan

MERAKLISINA

Avalon
Shaun of the Dead
1408
Stephen King'den The Mist
70'li Yılların Canavarları Saldırıyor
Hot Fuzz
Kıymetlendik
The Shining
This is Spinal Tap
Jjakpae - City of Violence
Bloglar geliyor!
Dante 01
Mine Mutlu Filmleri
Öteki TV yayında
Fright Night
Charlton Heston aramızdan ayrıldı...
Re Animator
Bir Yudum insan - Korku Filmleri özel
Death Note
Terminator 4
A.R.O.G Kamera arkası
Gölge E-Dergi 7. Sayı
Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street
Yetimhane - El Orfanato
Olmadı tekrar çekelim: Shutter

Gerilim Hattı

KATE-GORE

  • Afis - Lobby
  • Anime
  • Bilim Kurgu
  • Cizgi Romandan Sinemaya
  • Deli Profesorler ve Deneyleri
  • Dev Yaratiklar
  • Film incelemeleri
  • iblisler - Demonlar
  • Italyan Replika
  • Kavramsal
  • Korku Sinema
  • M Demirhan Fantastik Sinema
  • Pete Tombs Fantastik Sinema
  • Post Apokaliptik
  • Sinema Nostaljisi
  • Turk Erotik
  • Turk Fantastik
  • Turk Macera
  • Uzayli istilacılar
  • Video Freaks
  • Video Hitleri
  • Yeni cevrimler
  • Yönetmen Sineması
  • Zombiler - Mutantlar