Küçük Kıyamet'in marifeti

Kategori: Kavramsal

Korku Sineması tüm Dünya'da oldukca fazla takipcisi olan ve onlarca alt türe bölünmüş üretken bir alan...
Sinema yapan her toplum, kendi korkularını yıllardır izleyicisine aktarıyor. Meksikalı Santolar Vampirlerle, Kurt adamlarla savaşıyor. Japon ve Koreli Uzun saçlı çocuk hayaletleri evlere musallat oluyor. Çinli Hayalet öyküleri kuşaklar boyunca insanları lanetleyerek korkutuyor ve Brezilyalı çıplak vampirler lezbiyen ilişkilere girerken kan içmekten geri kalmıyor.


Türk Sinemasının ise bu türe ait nitelikli örnekler verdiğini söylemek oldukca güç. Gerek tür'ün zorunlu kıldığı özel efekt kullanımları ve atmosfer yaratıcı setlerin teknik ve mali olarak karşılanamaması (Gerçek film yapımcılığı da Türk sinemasının en büyük sıkıntılarından biridri) gerek Türk halkının fantazyaya karşı ön yargılı tutumu yüzünden bazı cesur denemeler dışında Türk Sinemasında asla bir korku sineması geleneği yada dili oluşturulamadı. Yine verilen az sayıdaki örneklerin zaman aralığının fazlalığı yüzünden bu türe el atan her yönetmen farklı bir şablon denedi ve bunların çoğu hüsranla sonuçlandı.

Aslında Türk Sineması Korku ve Fantastik türüne oldukca iyi bir başlangıç yapmış ve "Drakula İstanbulda" ile daha ilk filmde hem teknik hem de anlatım açısından oldukca yüksek bir çıta tutturmuştu. Aslına bakarsanız
Türkiye’de çekilen ilk korku filmi, 1949 yapımı “Çığlık”.Fakt bu filmin bütün kopyaları ne yazıkki kaybolmuştur. Bu yüzden 1953 yapımı Drakula İstanbulda'yı ilk Türk korku filmi olarak kabul ediyoruz. Drakula İstanbulda etkili hikaye anlatımı yanında bazı ilklere de imza atmıştır mesela Dünya sinema tarihi açısından bir ilk : Vampir dişleri gözüken ve boyundan insanları ısırarak kanlarını emen ilk vampir bu filmdedir. Fakat, duman yaratmak için tüm set ekibinin hep birlikte sigara içerek üflemesi gibi  acıklı ve zahmetli çarelerle yapılan bu film gişede oldukca iyi iş yapmasına rağmen gerektirdiği planlama ve teknik gereklilikler yüzünden yapımcıların türe ilgi duymasına değil bu türde eserler vermekten uzaklaşmasına yol açtı. Yine farklı eleştirmenler tarafından korku türü olarak kabul edilen ilk yapıtlardan biri, 1954 yapımı, yönetmenliğini Orhan Erçin'in yaptığı 'Ölüm Saati' adlı filmdir.


Genel izleyici tarafından bilinen bir sonraki Türk Korku filmi ise Metin Erksan'ın tam 21 yıl sonra,1974'de çektiği copy-paste bir uyarlama olan Şeytan filmidir. Metin Erksan, 'Şeytan' filmini dönemin şartlarının gereği çektiğini söylüyor. "Avrupa'da ve Amerika'da bu film iyi gişe yapmıştı. Ve bu fikir Saner Film'in sahibi yapımcı-yönetmen Hulki Saner'den çıktı. Bu teklifi yalnızca ekonomik olarak sıkıntılı bir dönemde gelmesinden dolayı kabul ettim. Izleyici toplayan bir film olabilirdi. Ama gereken ya da umduğumuz gişeyi yapamadı. Ama bu diğer filmler için geçerli olmayabilir. Iyi gişe yapabilirler. Ama ben korku tarzına Türk halkının çok sıcak baktığı kanısında değilim. Belki bu yüzden korku türü az çekildi. Halkımız daha çok güldürü ve diğer türleri daha belirgin olarak kanıksıyor" diyen Erksan, yeni bir korku filmi çekmenin kendisinden çok uzak olduğunu belirtirken Türk kültürünün zenginliğinin iyi kullanılması gerektiğini hatırlatıyor. 'Şeytan' filmine baktığımızda yapımın en önemli tarafı, tamamen Hıristiyan imgeleriyle dolu olan filmin nasıl Islami imgelere çevrildiğidir. Giovanni Scognomillo, 'Şeytan' filminin bazı sahnelerinin uyarlamada başarılı olurken bazı sahnelerde bu başarıyı elde edemediğini söylüyor. Fakat tüm bunlara rağmen filmin Türkiye'de çekilmiş sayılı korku filmlerinde olduğunu belirtirken sözlerine şunları ekliyor: "Türkiye'de yeteri kadar korku filmi çekilmedi. Aslında birçok türde ürün ortaya çıkartan Türk sineması korkudan hep uzak kaldı. Türk sinema tarihinde iki korku filminden bahsedebiliriz, bunlar; 'Drakula Istanbul'da' ve 'Şeytan' filmidir. Son dönemde çekilen 'Okul' filmini de bu türe katarsak sayı artar. Fakat 'Okul' filmi bir uyarlama olup, korku komedi gibi bir tür içerisindedir."


Aslında son bir iki yıldır adı duyulan arada kalmış bir Türk korku filmi daha vardır. Yavuz Yalınkılıç'ın 1970'de çektiği Ölüler Konuşmaz ki...

Film kasa­baya yeni gelmiş genç bir çiftin  faytonla tekinsiz bir malikâneye gitmesiyle baş­lıyor. Arabacı atları deli gibi sürmekte ve devamlı ayın 15'i olduğundan bahset­mektedir. Arabacı, genç çifti konakla­yacakları malikâneye bırakıp, ücret bile almadan hemen oradan kaçar. 'Adem Bey'in konağı' olarak anılan ve Adem Bey'in vasiyeti üzerine ücretsiz otele dö­nüştürülmüş olan bu malikanede yalnızca karalara bürünmüş, Hasan adlı bir kâhya yaşamaktadır. Hasan, eski sevgilisinin portresi olduğu anlaşılan bir tabloya adetâ tapmaktadır. Genç çift, gece eve giren şapkalı, pardesülü garip bir adam tara­fından öldürülür. Bu garip adam aslında civardaki mezarlıktan kalkmış bir hort­laktır. Hortlak, her ayın 15'inde ortaya çıkarak cinayetler işlemektedir. Kasabaya yeni atanan öğretmen Sema da aynı malikâneye yerleşir ve aynı dehşete maruz kalır.
 
Görüldüğü üzere 1950'lerden 1970'lere kadar folklorik herhangi bir öge ile destekli tek bir film bile çekilmemiş ve çekilen bir avuç Korku filminin tüm esini Batı'dan gelmektetir.  1975 yılında  izleyen hemen herkes tarafından bir komedi filmi olarak addedilmekle birlikte aslında oldukça korkutucu sekanslara sahip "Süt Kardeşler- Gulyabani" filminde ilk defa bize mitlerimize ait bir öge korku unsuru olarak kullanılmıştır.  Korku ögesi sonraki yıllarda ise yine bazı komedi filmlerinin sosu olarak kullanılacak (bknz: Sevimli Frankenstayn) ve hem yapımcılar hem de izleyici olarak unutulacaktır. Akabinde bazı video filmleri ile tüm bir 80'ler geçiştirilecek ve bir kaç yıl öncesinin "Okul", "Büyü", "Gomeda", "Gen", "D@bbe" gibi genç sinemacılara ait hevesli fakat şablon denemeler ile Türk korku Sinemasının özgünlük sıkıntısı devam edecektir.
Bu uzun giriş yazısında anlatmak istediğim üzere Türk Korku sinemasının tüm sıkıntılarının en önemlisi özgün senaryo açığıdır. 50'lerde ve 70'lerde verilen örneklerde işin kolayına kaçılmış ve Hammervari senaryolar bize adapte edilmeye çalışılmış fakat bu genel bir kabul görmeyince Tür kendi  kendini sabote etmiştir. son bir kaç yıldır izlediğimiz yeni korku! filmlerimiz ise yine bilinen yola sapmış ve Türk halkına ait özgün bir korku ve endişe duygusu yerine Amerikan Teen Slasher'larından yada lanetli alanlarından (okul : Scream-prom night Gomeda: Blair Witch -  Büyü : Amitywille ) yada İspanyol Hastane Korkularından (Gen : Hipnosis) yada Uzakdoğu korku fenomenlerinden (D@bbe : Ringu-Kairo-Ju on)  faydalanarak korkunç! olmaya çalışmışlardır. Bu saptamanın tek bir istisnası vardır oda şimdilik izlediğimiz son korku fimi olan ve bizi türün ülkemizde ki geleceği açısından  oldukca umutlandıran, Taylan Biraderlere ait "Küçük Kıyamet"

 
Küçük Kıyamet, öyküsünü, gerçekten düzgün oyunculuklarla ve acelesi olmayan bir tempo içerisinde anlatıyor (tempo merak duygusunu devamlı koruyarak finale doğru yükselerek katharsis noktasına ulaşıyor) Gerçekten Türkiye'de yaşayabilecek karakterler ve yaşanabilecek mekanlar ile de bize ait olma duygusunu pekiştiriyor. Ayrıca son derece başarılı ışık ve set kullanımı ile de dikkatleri çekiyor ve hem korku türüne hem de bunun dışında dahi başarılı olan bir film haline geliyor

Senaryo ise ilk defa ve çok başarılı bir şekilde Türk halkının 1999 yılından beri en büyük yaşamsal korku tetikleyicisi olan Deprem olgusunu (bu satırların yazarı deprem gecesi ve halen Gölcük'de yaşamaktadır) gerçeküstü  bir boyuta taşıyarak aktarıyor.


 Aynı yönetmenlere ait Okul filminde okulda gece birlikte takılan gençler bize ne kadar uyfurk ve özenti bir figür olarak geliyor fakat  burada ki Depremden sonra apar topar yazlığa taşınan şehirli aileye sonuna kadar inanıyoruz. Taylan Biraderler kendi hatalarından öğrenen ve kesinlikle bu türü önemseyen,hevesini taşıyan asıl amacı rant yemek olmayan (biri Büyü mü dedi!)sinema dili oldukca kuvvetli yönetmenler...
50 yılda 10'dan daha az örnek vermiş fakat son bir kaç yılda neredeyse bir o kadar daha film çekilmiş olan Türk Korku Sineması macerasında "Küçük Kıyamet"in  tek başına ve haklı bir duruşu vardır. Bu sebeple bu film benim için pek çok manada "İlk Türk Korku filmi"dir.


muhabbetle....  midnight-Murat Tolga Şen



Yorumlar (0) :: Sizin Yorumunuz :: Bağlantı


İstismar Sineması Sözlüğü

Kategori: Kavramsal
Uyarı : "Öteki Sinema" olarak artık sadece özgün yazılar yayınlıyoruz fakat Beyazperde sitesinden  Serdar Kökçeoğlu'nun bu yazısı tür hakkında sözlüksel ve meraklı bilgiler içerdiği için bir defaya mahsus bu düsturu bozmak zorunda kaldık. Yazının orjinal linki : İstismar Sineması Sözlüğü - Beyazperde

Ölüm Geçirmez ve Dehşet Gezegeni'ne kaynaklık eden istismar sineması, ülkemizde küçük bir çevre dışında çok tanınmıyor. Okuyucularımızın konuya merakı bir anketimizle ortaya çıkınca İstismar Sineması sözlüğünün de temelleri atılmış oldu. Hazır "istismar oteli" sinemalardayken ucuz tribün filmlerine yakından bakalım!

Andy Warhol: Warhol eğlence dünyasının ikonlarını resimlerine konu ederek yaratıcı bir şekilde sömürmekle yetinmemiş, sinemada da Avangard sularda yüzerek istismar sinemasına ayak basmıştı. Morrissey ile yaptığı bazı filmler %70 sanat-%30 istismar içeriyor.

Blaxploitation: 70'lerin soul ve funk katkılı siyahi istismar filmleri. Genellikle adalet, özgürlük gibi konularla siyah kesimi hedefleyen tür, Shaft, Blacula, Coffy ve Sweet Sweetback gibi keyifli başyapıtlar yarattı. Hollywood, filmlerin izleyici potansiyelini siyah oyunculara daha fazla yer vererek kapmakta gecikmedi.


Christina Lindberg: İstismar sinemasının Avrupalı yıldızı. İsveç'in b-movie kraliçesi eğer Thriller gibi müstesna yapımlarda oynamasaydı Quentin Tarantino kadın intikamcı filmlerine bu kadar düşkün olmazdı ve kim bilir Kill Bill gibi bir seri hiç olmayabilirdi.


Ed Wood: Kötü filmlerin unutulmaz yönetmeni. Ed Wood filmleri doğrudan istismar sinemasına girmese de, onsuz bir İstismar Sineması Sözlüğü eksik olurdu. Wood kötü filmlerin eğlenceli ve böylece değerli olabileceğini kanıtlayan ilk sinemacıydı.


Fantastik Yeşilçam: Yeşilçam'ın erotik, fantastik ve korku katkılı kült filmleri bugün istismar filmleri basan DVD şirketlerinin gözdesi olmuş durumda. Erotik filmler, 2 Film Birden konseptine de uzak değil. Gelecekte ise yerli malı korku filmleri saf eğlence aracı olarak onların yerini alacak gibi gözüküyor.


Geceyarısı Sineması: İstismar sinemasına ciddi bir şekilde eğilen, türün ustalarına ve "başyapıtlarına" dair inceleme yazılarına yer veren tek yerli yayın. Yakın zamanda mezarından dirilip yeniden okuyucusuyla buluşacağı söyleniyor.


Grindhouse: Quentin Tarantino'nun Ölüm Geçirmez, Robert Rodriguez'in Dehşet Gezegeni filmlerinden oluşan taze istismar sineması projesi. İki Film birden uygulaması, afişleri ve  kimisi sahte kült fragmanları ile hazır eğlence paketi. Amerika dışına ayrı ayrı, geniş ve sıkıcı versiyonlarıyla çıktılar.

Grindhouse Sinemaları: İstismar sinemalarına ayrılmış sinemalar. Duble filmlerin bugün DVD'leri kadar afişleri de çok değerli. İstismar sineması ucuz olanı satmak için pazarlama üzerine kuruluydu ve sinemalar da bunun en önemli pazarıydı.


I Spit On Your Grave: Dişi intikam filmi kanlı sahneleri ve sansür haberleriyle sinema tarihine geçti. Sinema eleştirmenleri tarafından da lanetlenen film hakkında Roger Ebert'in "gördüğüm en kötü film" dediği söyleniyor. Zaman içinde bir istismar sineması klasiğine dönüştü, bugün çekilmiş olsaydı daha kolay izleyiciye ulaşabilirdi.


İstismar (Sömürü) Sineması: Tribünlere oynayan sinema. Kökeni duygu sömürüsü yapan Mom and Dad tarzı eğitim filmlerine dayanır. "Seks ve şiddet en ucuzundan hem de en ucuza!" "2 Film Birden: Birinde kan diğerinde kadınlar var!" Akademik adı ise çok şık: Paracinema. Sinemalara pek uğramayan akademisyenler ve genç kuşaklar tarafından video çağında yeniden keşfedilince ciddi bir türe dönüştü.


Ms. 45: Abel Ferrara yönetiminde Zoe Tamerlis'in döktürdüğü film, intikam hikayesini ele alış biçimi, sürreal sahneleri ve atmosferiyle benzerlerinin önüne geçti. Feministlerin özel bir ilgi gösterdiği yapım birçok insana göre İstismar Sineması türünün en iyisi.

Roger Corman: Düşük bütçeli filmlerin dahi yapımcısı. Harçlık boyutunda bütçelerle 24 saat içinde film çekmesiyle ve çektirmesiyle tanınır. Şipşak filmlerinin bazıları sinema tarihinin ciddi köşelerinde, yüzlercesi ise istismar sinemalarının loş köşelerinde yer buldu. "Bugün canım film çekmek istiyor" diyerek doğaçlama çalıştığı bile oldu.

Russ Meyer: Faster, Pussycat! Kill! Kill! başta olmak üzere pek çok ateşli ve cool filme imza attı.

Sansür: İstismar sinemasının daima yanındaydı. İngiltere gibi bazı ülkeler bugün her DVD arşivinde bulunabilen bazı filmleri 20 yıla varan sürelerle yasakladı. Bugün 70'lerde çekilen pek çok film "sansürsüz" bir şekilde ilk defa geniş kitlelere ulaşıyor. Sansürsüz etiketini ona borçluyuz!

Something Weird Video: İstismar sineması bugün gönüllü DVD şirketlerinin katkısıyla yaşıyor. En popüler olanları ise SWV, Mando Macabro, Synapse, 5 Minutes To Live. Genellikle geçmişin gölgede kalan ilginç yapımlarını keşfeden şirketler zaman zaman yeni projelerin de yapımını üstleniyor.

42nd Street Forever: Kült filmlerin fragmanlarını derleyen DVD'ler çok moda. Özellikle de 42nd Street Forever serisinin ilk bölümü türün başyapıtı. Bazı filmlerin fragmanları kendilerinden bile daha güzel oluyor.

Vampyros Lesbos: İspanyol yönetmen Jesus Franco'nun ağırlıklı olarak Türkiye'de geçen Alman yapımı filmi. Lezbiyen vampir türünün başyapıtı Vampiros Olimpos isimli bir yerli sinema projesine de ilham verdi.

Yamyam Filmleri: Cannibal Holocaust gibi tartışmalı filmlerin ait olduğu alt tür. Vahşi yaşam-uygarlık çatışmasını temel alıyor gibi gözüküp entelektüel bir bakış açısına sahipmiş gibi gözükseler de insanoğlunun en gizli korku ve meraklarının üzerine gitmiş ve istismar sinemasına hizmet etmişlerdi.


Zombi Filmleri: Türün ustaları zombi filmlerine saygınlık kazandırmadan önce yüzlerce ucuz zombi filmi izleyicinin arzu ve isteklerine göre çekilmiş ve kiteleler tarafından izlenmişti. Son yıllarda istismar sinemasına uzak örneklerle alt türün ciddi bir uyanışına tanıklık ediyoruz. Zombi sineması ölmedi!



Serdar Kökçeoğlu

Yorumlar (0) :: Sizin Yorumunuz :: Bağlantı


B Filmi - 1940'lar

Kategori: Kavramsal

Hollywood’un Altın Çağı’nda B-filmler (2): 1940’lar

 "Öteki Sinema" için Çeviren : Angelus Novus

1940’lara gelindiğinde üretim maliyetleri $400,000’in üstüne çıkmış bulunmaktaydı. Grand National gibi birçok küçük Hollywood stüdyosunun geçmiş on yıl içinde kapanmış olmasına rağmen Producers Releasing Corporation (PRC) isminde yeni bir şirket kuruldu ve kısa sürede Powery Row stüdyoları hiyerarşisinde Republic and Monogram’ın ardından üçüncü sıraya yükseldi. 1941 yılına gelindiğinde iki film birden hala hüküm süren bir gelenekti. Her ne kadar part-time politikasına göre yayın yapanlar olsa da, salonların yaklaşık yüzde ellisinde özellikle uygulanıyordu. 1940’ların başında yasal baskılar ile stüdyoların blok rezervasyon yapmaları engellenerek, en fazla 5 filmlik paket antlaşma yapmalırına izin verilmeye başlandı. Bu kısıtlamalar büyük şirketlerin yapımlarını istedikleri fiyat ile kiralayabilmelerinin de önünde engeldi. Bu durum büyük firmaların A kalite film yapımına daha çok ağırlık vermeye başlamalarının ve küçük stüdyoların b-film sağlayıcısı olarak öneminin artmasına neden oldu. Buna bağlı olarak tür filmleri Powerty Row yapımlarının en düşük maliyetli yapımları haline geldiler. Öyle ki Republic and Monogram’ın bütçeleri kısmen $200.000’e kadar çıkmaya başladı. Ancak filmlerini dağıtma çabasındaki birçok Powerty Row stüdyosu da büyük şirketlerin yurtiçinde ve Kanada’da dağıtımın %95’ini ele geçirmeleri ile birlikte iflas etti.


            Bu dönemde maliyet oranı bakınımdan A kalite ve B kalite filmler arasında bir belirsizlik vardır. B kalite bütçe ile çekilen birçok film A film olarak pazarlanmış veya “sleeper hit” (Ç.N.: “Sleeper Hit” beklenin çok üstünde başarı elde eden film, kitap, albüm, tv şovu veya bilgisayar-video oyunlarını tanımlamak için kullanılır) haline gelmiştir. 1943 yılının en büyük yapımlarından biri olan RKO’nun Hitler's Children adlı filmi, 200.000 dolarlık maliyetine rağmen 3 milyon dolardan fazla kira geliri sağlamıştır.



Özellikle “kara film” aleminde A kalite filmlerin ucuz filmler ile aynı görselliğe sahip olduğu aşikârdır. Bu anlamda “programcı” olarak tabir edilen ara kategorideki filmler esneklikleri ile karmaşayı tarihsel yanlış anlama boyutuna kadar tırmandırırlar: Ronald Reagan aslında sadece programcılarda değil; görsel kalitesi b-film standartlarında olan a kalite filmlerde başrol oynamasınına rağmen genel olarak bir b-film yıldızı olarak anılır.

1948’e gelindiğinde iki film birden hala yaygındı ve bu durum özellikle Powery Row stüdyoların işine geliyordu. Önder Poverty Row firmaları ufuklarını genişletmeye başladılar: 1947 yılında Monogram ikinci bir şirket olarak “Allied Artists”i kurdu. Amacı bu firma ile bağımsız yapımcılarla birlikte göreli olarak daha pahalı filmler çekmekti. Yaklaşık aynı dönemde Republic de “Premiere” adıyla benzer bir çabaya girişti. Aynı yıl PRC Amerikan pazarına girmeye çalışan bir İngiliz firması olan “Eagle Lion” tarafından satın alındı. Warner’da çalışan ve b-filmlerin bekçisi olarak da bilinen Bryan Foy üretim şefi olarak bu şirkete geçti.

1940’larda beş büyük firmadan biri olan RKO b-filmlere odaklanmasıyla göze çarpıyordu. Altın çağın büyük stüdyolarının b-film birimlerinin en ünlüsü Val Lewton’un başında bulunduğu RKO’nun korku birimiydi. Lewton, Jacques Tourneur, Robert Wise ve daha birçok az hatırlanan yönetmen tarafından çekilmiş olan Cat People (1942), I Walked with a Zombie (1943), and The Body Snatcher (1945) ve daha birçok gizemli filme imza attı.


Genel olarak ilk klasik kara film olarak gösterilen 64 dakikalık b-filmi Stranger on the Third Floor (1940) RKO tarafından çekildi. Diğer büyük stüdyolar da 1940’larda hatırı sayılır oranda bugün kara film olarak kabul edilen türden yapımlara imza attılar. İyi bilinen birçok kara filmin A kalite filmler olduğu açık olsa da; 1940’da bu tarz filmlerin çoğunun ya belirsiz programcılar; ya da en alt seviyede filmler olduğu açıktır. Bu filmlerin çoğu Hollywood’un altın çağının en değerli hazineleri olarak öne çıkarlar.

Döneme örnek teşkil edebilecek 1947 yılına bakıldığında RKO A kalite kara filmler ve programcı kara filmlerin yanı sıra b kalite kara filmler de üretmiştir: Desperate ve The Devil Thumbs a Ride. Üç büyük Poverty Row stüdyosu olan Republic, Monogram, PRC/Eagle-Lion ve bir adet küçük stüdyo tarafından on tane b-kalite kara film çekildi. RKO dışındaki üç büyükler 5 tanesine daha imza attılar. Aynı yıl bu onsekizi filmin dışında Hollywood menşeili bir düzine kadar kara filmin daha çekildiği görülür. Büyük şirketlerin bir çoğunun küçük bütçeli yapımları genellikle türsel olma kaygısı taşımaz hale geldiği dönemde RKO’nun ajadasında “Mexican Spitfire”, “Lum and Abner” komedi serileri, Saint ve Falcon’lu gerilim filmleri, Tim Holt’lu Westernler ve Johnny Weissmuller’li Tarzan filmleri bulunmaktaydı. Jean Hersholt 1939-41 yılları arasında “Dr. Christian”ı canlandırdı. bir saatlik bir film olan The Courageous Dr. Christian (1940)’da bir fizikçinin spinal meningitis salgınını iyileştirmeye çalışması anlatılır.40’larda Poverty Row’lara bakıldığında düşük bütçeli yapımların doğru orantılı olarak düşük gelirlere neden olduğu görülmektedir. Repuclic bu dönemde büyük şirketlere özenerek gösterişsiz bütçelerle Westernler çekmek ile meşgülken, hiçbir büyük stüdyo Monogram’ın Where Are Your Children? (1943) ve Women in Bondage (1943) gibi exlpoitation filmlerine alternatif sunmuyordu. 1947 yılında PRC’nin filmi The Devil on Wheels, gençleri, hızlı araçları ve ölüleri biraraya getiriyordu. Bu küçük stüdyonun kendine ait  house auteur’ü bulunuyordu: Kendine ait kadrosu ve bağımsız yapısı ile yönetmen Edgar G. Ulmer “PRC’nin Caprası” olarak biliniyordu. Ulmer her türden film yapıyordu: Girls in Chains adlı filmi 1943 mayısında, Women in Bondage’dan altı ay önce yayınlandı. Ulmer aynı zamanda bir gençlik müzikali olan Jive Junction’ı ve genelevde geçen güney denizi macerası olan Isle of Forgotten Sins’i çekti.

Yorumlar (0) :: Sizin Yorumunuz :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Oteki Sinema

Ana Sayfa

Arşiv

iletişim

Yazarlar

Murat Tolga Şen

Masis Üşenmez

Akuma Blade

Gülnur Karakaş

Konuk Yazarlar

Utku Uluer

Xkyoya

Çevirmenler

Angelus Novus

Mahmut Akıncıoğlu

Banner & Arts

Murat Özkan

MERAKLISINA

Avalon
Shaun of the Dead
1408
Stephen King'den The Mist
70'li Yılların Canavarları Saldırıyor
Hot Fuzz
Kıymetlendik
The Shining
This is Spinal Tap
Jjakpae - City of Violence
Bloglar geliyor!
Dante 01
Mine Mutlu Filmleri
Öteki TV yayında
Fright Night
Charlton Heston aramızdan ayrıldı...
Re Animator
Bir Yudum insan - Korku Filmleri özel
Death Note
Terminator 4
A.R.O.G Kamera arkası
Gölge E-Dergi 7. Sayı
Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street
Yetimhane - El Orfanato
Olmadı tekrar çekelim: Shutter

Gerilim Hattı

KATE-GORE

  • Afis - Lobby
  • Anime
  • Bilim Kurgu
  • Cizgi Romandan Sinemaya
  • Deli Profesorler ve Deneyleri
  • Dev Yaratiklar
  • Film incelemeleri
  • iblisler - Demonlar
  • Italyan Replika
  • Kavramsal
  • Korku Sinema
  • M Demirhan Fantastik Sinema
  • Pete Tombs Fantastik Sinema
  • Post Apokaliptik
  • Sinema Nostaljisi
  • Turk Erotik
  • Turk Fantastik
  • Turk Macera
  • Uzayli istilacılar
  • Video Freaks
  • Video Hitleri
  • Yeni cevrimler
  • Yönetmen Sineması
  • Zombiler - Mutantlar