Newyork 2019 yazısının hemen ardından aynı janrın daha deforme edilmiş bir ürününe göz atalım isterseniz... Bahsedeceğimiz fim, B filmi fanatiklerinin mutlaka gördüğü yada hakkında bir şeyler duyduğu, işbilir zanaatkar Yönetmen Antonio Margheriti'nin (2002'de kaybettik) Ülkemize gelerek çektiği, üstelik de önemli bazı rollerde Türk oyunculara rol verdiği tam bir Tür karışımı olan "Yor, The Hunter From The Future- Yor, Gelecekten Gelen Savaşcı"
9 Eylül 1930'da Roma'da doğan Margheriti, yönetmenlik kariyerine, 1960'lı yılların başında 'Space Men' ve 'The Battle of the Worlds' adlı bilimkurgu filmleri çekerek başladı. Daha sonra korku ögesi taşıyan filmlere yönelen yönetmen, 1965 yılında 'The Virgin of Nuremberg'i çekti. Çalışmalarına Hollywood'da devam eden yönetmen, burada da Dawson ismiyle 'Horror Castle' gibi birçok filmi yönetti. ülkemize de gelerek ortak yapımlara imza atan yönetmenin kuşkusuz en çok hatırlanan filmlerinden biri şu an konuştuğumuz bu kült-çöp fantastiğidir.
Gösterildiği dönem itibariyle henüz ergen olan benim ağzımdan salyalar akıtarak sinemaya gitmeme sebep olmuş ve onca yabancı (Amerikalı takma adlı italyan) oyuncu arasında Aytekin Akkaya ve Yadigar Ejder'i görerek büsbütün şaşırmama, biraz yabancılaşmama ama çok da zevk almama yol açmış müstesna bir yapım olarak hafızama kazınmıştı!
John Millius'un çektiği ve Arnold Schwarzenegger'in Muhteşem vucuduyla hayat verdiği "Conan The Barbarian" aslında Steve Reevesli, Reg Parklı, Lou Ferrignolu İtalyan "Sandal" (ucuz tarihsel seriyallere verilen isim- muhtemel Atilla Dorsay uydurmuştur) filmlerinin Büyük bütceyle koparılmış görsel yanı kuvvetli bir yeniden çevrimiydi fakat Yapımcısı Dino De Laurentis'in de beklentisinin üstünde iş yaparak o yıllardaki akımı yönlendirdi. Bu arada Dino De Laurentis o yıllarda Yahudi olmayan bir kaç güçlü yapımcıdan biriydi ve Holywood'un genel işleyişinin tersine yeni bir şeyler denemeyi seviyordu ve eski güçlü filmleri yeniden çekmek gibi bir heyecana sahipti (Nede olsa İtalyan!) Eğer bu Deli İtalyan olmasaydı ki neredeyse bu uğurda batmış bir kişidir. Conan, King Kong, Flash Gordon, Barberella, Serpico, Dune gibi cesur projeler belki de asla hayata geçirilemeyecekti...
-abi kafamdakini çıkarayımmı? burası çok sıcak oldu!
Neyse konuyu dağıtmalım ve "Yor"a geri dönelim. Söylediğim gibi bir yandan "Conan" bir yandan "Star Wars" gibi filmler sinemaları hınca hınç dolduruken ve toplumu önemli ölçü de etkilerken italyan sinemacı takımı da boş durmayıp bu dalga dan faydalanarak Star Wars veya Conan klonu filmler çekiyordu. (The Beastmaster, Star Crash, Battle Beyond The Stars vs.)
Antonio Margheritiye her iki türü karıştırmak gibi çılgınca bir fikri kim verdi bilemiyorum fakat biraz Star Wars, biraz Conan olan "Yor, The Hunter From The Future" 1982 yılında Dünya Pazarında Arzı-endam ediyordu. Üstelik bu Çılgın filme Plato olarak bizim Peri Bacalarının olduğu Göreme seçilmişti. (Bizim orada çekebildiğimiz en fantastik yapım "Asmalı Konak" olduğu için italyanların elini öpmek lazım aslında!) Belki prodüksüyonu ucuza getirebilmek, belki de farklılık yaratmak amacıyla Türk- İtalyan ortak yapımı olarak çekilen filmde Aytekin Akkaya, Yadigar Ejder, Ayşegül! (adı filmin credits'lerinde ayshe gul olarak geçiyor ama kendisiyle ilgili başkaca bir bilgiye ulaşmak mümkün olmadı!) gibi türk yıldızlar da rol alma şansı bulmuştu. (Böyle Dünya'da kült olmuş bir filmde dahi oynamış ama sefalet içinde aç kalıp donarak ölmüş Yadigar Ejderi çok sever ve hazin sonuna üzülürüm) Gerçekten de bütcenin ucuza çıkması için filmin kostümleri dahi 1979 yılında çekilen "The Humanoid" filminden kalanlar kullanılarak sağlanmıştır.
Antonio Margeriti Yor'un çekimleri için Ürgüp'de
Filmimiz Reb BrownCappadocia,nın kayalık arazisinde neşe içinde elinde balta saçlarını savura savura koşarken başlıyor bu sırada fonda bir rock Baladı çalmakta! Yakınlarda bir köyde yaşayan Kala sevimli sevimli Yor'un yolunu beklemektedir ve yaşlı babası Pag'a gözcülük yapmaktadır. Yor yorulmuştur! (şaka) aniden animatronictriceratops. gibi orjinal bir isme sahip uzaylılar tarafından saldırıya uğrarlar. bu esnada Yor bir yerlerde bir Dinazorun kafasını kırmakla meşguldür fakat mevzuya uyanır ve curcuna başlar!
Uzaylılar köye saldırdığında sadece Yor ve Pag kaçabilirler! sonra onlara Kala'da katılır ve esir dostlarını kurtarmak için yola düşerler Yor yolda dev bir yarasayı haklar ve bu hayvanın ölüsünü bir nevi planör gibi kullanarak! uzaylıların üssüne sızarlar. Yor burada aslında çok gelişmiş ve bir depremle batmış olan uygarlığın kalan son çocuğu olduğunu öğrenir. e tabi bu kadar bilgi zaten olmayan beyninde kısa devre yapınca hepsi birer Darth Vader kopyası yüzlerce uzaylıyla kapışır ve ne hikmetse hepsini de haklar! Sonra da yine Star Wars'dan araklanmış bir Palpatin kopyasını da hakkın rahmetine kavuşturur ve Kapadokya ya huzuru getirir! (mesaj : teknoloji boş iş, yürek lazım!)
-abi halaya gelsene yaw!
Aklımda filmin pek çok imgesi kalmış durumda... Yor, taşdevrinde yaşayan çıplak elle dinozor öldürebilen küt fönlü sarı saçlı yaşama sevinci dolu bir gençtir. çerçöpten yapılma bir gemi ile maymun adamlardan karıkız kurtarmaya gider. aslen uzaylı olduğunu öğrenir.Yor'un sadece kafası gözüken ve nedense hiç kıpırdamayı akıl edemeyen Dinazorlarla savaşı ve onları mağlup etmesi ayrıca daha o prehistorik zamanda dahi akılları fikirleri Dünyayı ele geçirmek olan uzaylıları tüm ileri teknolojilerine karşın alt etmesi o zamanlar beni epey keyiflendirmişti. Şimdi Dinazor ve insan arasında 70 küsür milyon yıl geçmiş olduğunu, ilk insanlar dahil hiç kimsenin hayatında canlı bir dinazor görmüş olamayacağından emin bir National Geographic izleyicisi olarak bu numaraları yutmak imkansız hele sarışın bir ilkel mağara adamı hepten kusurlu bir figür! Tabi Reb brown'un üstün katkılarıyla hem sarışın hem de eblek olması durumu bir nebze affedilebilir kılıyor!
Yor'un TV için hazırlanmış tanıtım filmi ( şükürler olsun Youtube! )
Yor, elbette kesinlikle ciddiye alınacak bir film değil! hatta kahkahalarla gülmek için çoğu komedi filminden daha çok malzeme içeriyor. fakat 15 gün içinde seyrettiğim iki büyük multi milyon Dolar bütceli film olan "Spiderman 3" ve "Karayip Korsanları" hezimetinden farkı, çok daha sefil ve bütcesiz ve hatta ciddiyetsiz olmasına rağmen aradan geçen 20 yıla rağmen hala çok eğlenceli olması! tahminim bu eğlence duygusu geçen yıllar içinde daha da fazlalaşacak... şimdilerde bit pazarına nur yağdığından olsa gerek B filmlerine olan bu ilgi katlanarak merak edecek diye düşünüyorum. Fakat ne yazıkki eğer merak ederseniz Yor'u izlemek için tek çareniz Youtube'da bulunan 8 adet kısa klibe tıklamak yada oldukca kötü bir VHS aktarımı Divx kopyasını Emule benzeri bir paylaşım programı kullanarak bilgisayarınıza indirmek... (türkce altyazı? elbette yok!)
sıkı bir "ucuz film" seyircisi olarak tüm bu filmler benim ciddiye aldığım, onlar gibi olmak istediğim kahramanlara ait işlerdi, şimdi onların bir eğlence malzemesi olarak kullanıldığını görmek aslında insanı biraz buruyor! elbette Yor mühim bir film değil, ülkemizde çekilmiş olmasa, videocularımız da bu sebeple ısrarla müşteriye ittirmiş olmasa şu an kimse hatırlamazdı diye düşünüyorum... ama bu blogu takip eden 80'lerin haylaz çocukları, bugünün orta yaşlıları olduğu sürece B filmleri için yazma hevesim devam edecek....
Korkunun İtalyan Ustasına Veda 19 Eylül 1930’da Roma’da doğan Margheriti, yönetmenlik kariyerine, 1960’lı yılların başında ‘Space Men’ ve ‘The Battle of the Worlds’ adlı bilimkurgu filmleri çekerek başladı. Daha sonra korku ögesi taşıyan filmlere yönelen yönetmen, 1965 yılında “The Virgin of Nuremberg”i çekti. Çalışmalarına Hollywood’da devam eden yönetmen, burada da Dawson ismiyle ‘Horror Castle’ gibi birçok filmi yönetti.
Amerikalı ünlü yönetmen Steven Spielberg’in filmlerinden esinlenerek ‘Killer Fish’ (1979) ve ‘Hunters of the Golden Cobra’ (1982) gibi düşük bütçeli filmler de çeken Margheriti, 40 yılı aşkın yönetmenlik kariyerinde 50’den fazla filme imza attı.
Bilimkurgu, korku ve macera filmleriyle ün kazanan İtalyan yönetmen Antonio Margheriti 72 yaşında öldü.
Asıl adı Antonio Margheriti olan ancak Hollywood’da çalıştığı sırada Anthony M. Dawson ismini kullanan yönetmenin, başkent Roma yakınlarındaki Monterosi kasabasında geçirdiği kalp krizi sonucu öldüğü bildirildi.
DARIO ARGENTO Suspiria (1977) Y: Dario Argento O: Jessica Harper, Stefania Cassini, Udo Kier Amerikalı bir genç kız (Harper), bale öğrenimi görmek üzere Almanya'da bir yatılı okula gelir. Ancak okulda tekinsiz bir şeyler vardır ve oda arkadaşı ona bu yatılı okulun aslında bir cadı yuvası olduğundan kuşkulandığını söyler. İtalyan korku maestrosu Dario Argento'nun bu en ünlü filminde, son derece basit bir konu özenli bir renk, ışık/gölge, kamera ve müzik kullanımı ile görsel ve işitsel açıdan zengin bir deneyime dönüştürülmüş. Suspiria, aslında daha çok konusu 'katil kim?' sorusu eksenli cinayet filmleri üzerinde yoğunlaşan Argento'nun doğaüstü temalı iki filminden biri -diğeri ise Suspiria'nın devamı niteliğindeki Inferno'dur (Cehennem; 1980). Argento, Suspiria'yı bir cadı filmleri üçlemesinin ilk halkası olarak tasarlamış ancak Inferno'dan sonra bu üçleme projesinin sonunu getirmemişti. Filmin müzikleri, İtalyan rock topluluğu Goblin'e ait (Argento diğer filmlerinde Goblin'in yanısıra Keith Emerson, Iron Maiden gibi rock müziğin tanınmış isimleriyle sıkça çalışmıştır). Uyarı notu: Suspiria, yer yer çok sert şiddet sahneleri içermektedir.
Dario Argento: Korku sinemasının 'kült' yönetmenlenleri arasına giren Dario Argento, sinemaya önce senarist olarak girdi, bu arada Sergio Leone'nin Bir Zamanlar Batı'da'sının (1968) tretmanını Bernardo Bertolucci ile ortaklaşa yazdı. Yönetmenliğe ise ertesi yıl Kristal Tüylü Kuş adlı gerilim/korku filmiyle başladı. ABD'de dahi büyük bir beğeni toplayan bu film, Argento'nun Alfred Hitchcock'la kıyaslanmasına ve bir süre 'İtalyan Hitchcock'u' olarak anılmasına yolaçtı. Ancak Argento, 'algının sorunsallaştırılması' temasını filmlerine içselleştirmesi açısından gerçekten de Hitchcock'la benzeşse de onun filmleri görselliğin ve işitselliğin hikayenin önüne geçmesi açısından ise çok farklıdır. Argento'nun Kristal Tüylü Kuş ve Suspiria dışındaki en önemli filmleri Profondo Rosso (1974) ve Stendhal Sendromu olarak sayılabilir. Kariyerinin ilerleyen yıllarında yönetmenlik dışında yapımcılığa da el atan Argento yanında yönetmen yardımcısı olarak yetişen Michele Soavi gibi pek çok genç yeteneği himaye ederek bu isimlerin yönettiği filmlerin yapımcılığını da gerçekleştirmiştir; bu arada George Romero'nun ünlü Night of the Living Dead'inin devamı olan Dawn of the Dead'in de yapımcısı Argento'dur. Dario Argento, kendi öz kızı Asia Argento'yu da küçük yaşlardan itibaren filmlerinde oynatmıştır.
MARIO BAVA La Ragazza che sapeva troppo (Çok Şey Bilen Kız) Y: Mario Bava O: Leticia Roman, John Saxon, Valentina Cortese
Amerikalı bir genç kız (Roman), turist olarak geldiği Roma'da bir gece vakti bir cinayete tanık olur ve katilin bir sonraki kurbanının kendisi olacağından endişe etmeye başlar. Ancak kimseyi kendine inandıramamaktadır çünkü herkes genç kızın, müptelası olduğu cinayet romanlarının etkisinde kalarak hayal gördüğünü sanmaktadır. Görüntü yönetmenliğinden yönetmenliğe terfi eden Mario Bava'nın yönetmenlik kariyerindeki ilk eserlerinden olan bu film aynı zamanda İtalya'da "giallo" olarak anılan ve daha sonra özellikle 1960'ların sonlarında ve 1970'lerin ilk yarısında bir furyaya dönüşecek olan 'katil kim?' temalı gerilim/korku filmlerinin ilk örneği. Çok başarılı bir siyah-beyaz sinematografiyle dikkat çeken film, siyah montlu ve siyah eldivenli katil figürü başta olmak üzere ait olduğu türün temel ikonografilerinin yerleşmesinde pay sahibi sayılabilir.
Sei donne per l'assassino (Katil İçin Altı Kadın) Y: Mario Bava O: Cameron Mitchell, Eva Bartok, Thomas Reiner Bir moda evinde çalışan güzel modeller teker teker öldürülmektedir ve polis katili bulmakta aciz kalmaktadır. Mario Bava'nın ilk renkli filmlerinden olan bu film, giallo türünün bir diğer erken ve öncü örneği. Filmdeki son derece doygun renk kullanımı çok dikkat çekici ve filmin konusunun içinde geçtiği moda dünyasının tarzıyla uyum içinde olduğu düşünülebilir. Ayrıca ünlü bir İtalyan caz sanatçısı olan Carlo Rustichelli imzalı orjinal müzikler, bir cinayet sahnesinde izleyiciye "çok korkunç bir şey izleyeceksiniz ve korkacaksınız!" hissiyatı yaratmaya yönelik alışılmış korku film müziklerinden farklı olarak, adeta "büyük bir keyifle izle.." hissiyatını koşullandırıyor.
Cani arrabbiati (Kuduz Köpekler) Y: Mario Bava O: Lea Lander, Luigi Montefiori, Aldo Caponi
Bir grup soyguncu başarısız bir soygun girişiminin ardından, hasta bir bebeği hastaneye yetiştirmek zorunda olduğunu söyleyen bir adamı ve genç bir kadını (Lander) rehin alırlar. Önemli bir bölümü dar bir mekanda -bir arabanın içi- geçen ve dolayısıyla klostrofobik özellikler taşıyan film başarılı bir aksiyon/gerilim karması. Mario Bava'nın, çekimler bittikten sonra yapımcısının ölmesi üzerine ortaya çıkan mali sorunlar nedeniyle kurgusunu tamamlayamadığı ve dolayısıyla sinemalarda vizyona giremeyen bu filmi, ancak geçtiğimiz yıllarda onun çalışma notları ışığında kurgusu tamamlanarak restore edilmişti.
Mario Bava (1914-1980): Gençliğinde resim öğrenimi gören ve babası da görüntü yönetmeni olan Mario Bava, sinemaya görüntü yönetmeni olarak başlamış ve bu zanaatin 1950'lerin İtalyan popüler sinemasındaki en yetenekli ismi olarak sivrilmişti. Kendisinin yine görüntü yönetmeni olduğu bir filmi, esas yönetmenin yarım bırakması üzerine kendi başına tamamlayınca yapımcılar tarafından yönetmenliğe terfi ettirilerek ödüllendirildi. Yönetmen olarak ilk filmi olan La Maschera del demonio (Şeytanın Maskesi; 1960) adlı korku filmi zamanında büyük ses getirmişti. Popüler sinemanın hemen hemen bütün janrlarında ürün veren Mario Bava'nın oğlu Lamberto Bava da bugün sinema ve televizyonda yönetmen olarak çalışmaktadır.
Kaynak : Anonim Derleme - Kısmen ekşisözlük yazarlarının yorumlarından faydalanıldı.