Cloverfield’i gördünüz mü? Cevabın Evet olduğunu kabul ediyorum. Peki Sevdiniz mi?
İşte burada filmi görenlerin yarısının heyecanlı bir Evet diğer yarısının da dudak bükmeli bir Hayır cevabı verdiğini düşünüyorum. Çünkü Cloverfield’i eğer hala görmediyseniz ve gitmeyi düşünüyorsanız, salondan filmi çok sevmiş yada gerçekten nefret etmiş olarak çıkacaksınız. Cloverfield her şeyden önce son 10 yılın en riskli büyük bütce projesi olma özelliğini taşıyor. İnternette başlayan ve akıllıca yürütülen gizemli reklam kampanyasının ardından, ser verip sır vermeyen teaser'lar sayesinde en azından ne olabileceği konusunda bazı ipuçlar edinmemize rağmen, filmin adı açıklandığı vakit yeni bir şaşırma söz konusuydu. ortalama izleyiciyi geçin, “Attack of the Giant Monsters”, “İnvaders from outer Space”, “War of the Worlds” gibi fiyakalı Canavar filmi isimlerine alışmış tür takipcisi sinema seyircisinin de böylesi bir filmi, bir semt ismiyle kabullenmesi biraz zor olsa gerek... Ama yönetmenin istediği de zaten bu; Seyirci salona girene kadar, onu her şeyin dışında ve bilgisiz tutmak. Film başlar başlamaz ilk şokunuzu yaşıyorsunuz. Sağdan, soldan gelen şaşıran sesler kafanızdaki sorunun cevabı oluyor “Adamlar filmi el kamerasıyla çekmişler” Eğer ortalama ve standartlara sadık ayrıca sinemada deneysel işlere girişilmesinden pek hoşlanmayan bir izleyiciyseniz hemen kalkıp gitmeniz, hem sizin, hem de filmi gerçekten izlemek isteyenler için iyi olacaktır. (filmi izlediğim salonda engizisyon işkencelerine maruz bırakmak istediğim birkaç şikayetci ve dırdırcı izleyici yine mevcuttu!) ama sabredip kendinizi ilk kez Blair Cadısı ile yaratılmış yeni aktüel gerçeklik duygusuna kaptırabilirseniz, bir fantastik film severin alabileceği en büyük mükafatlardan birine kavuşacaksınız..  Cloverfield çok riskli bir girişim demiştik. Gerçekten de lansmanından, isminden ve multi milyon $’lık efektlerinin bir el kamerası içine hapsedilmesinden çıkardığım sonuç bu oldu. Ama artık yeni bir şey üretmenin imkansız olduğu, vampir dişlerinin, kurt adam kıllarının, envayi çeşit iblisin, canavarın onlarca kez gözümüzün önünden geçip, klişelerin yeniden ve yeniden harcanmasından sonra bu türün sağlamayı vaat ettiği tepkileri sağlamak içinde böylesi cesur bir girişim gerekliydi. Cloverfield illa bir etkileşim aramak gerekirse 1953 yapımı stop motion kültü "The Beast from 20.000 fathoms"dan oldukca etkilenmişe benziyor fakat bu filmin bir yeniden çevrimi olmak yerine 1953 yılında yapılan filmin sağlamayı umduğu duyguyu üretmenin peşinden gidiyor ve iyiki de öyle yapıyor çünkü remake'lerden gına gelmiş durumda ve gönlümüz bu eski Harryhausen klasiklerinin de ticari amaçlarla yağmalanmasına el vermiyor.
Cloverfield bir filmden öte bir deneyim. Filmi yapan yaramaz çocukların amacı, izleyiciyi katılımcı yapmak.. bu yüzden filmde büyük kahramanlıklar yada mucizevi kurtuluşlar yok! Kovalanıyorsunuz, şehirde güvenli hiçbir yer yok ve eğer kaçamamışsanız ölüyorsunuz! Film size canavarın nereden geldiğini, neden geldiğini yada nasıl yok edileceğini asla söylemiyor. Filmin içinde bu soruların hiçbir cevabı yok. Filmin sunduğu basit vaat şu : Doğumgününüzü kutlarken ve eski sevgilinizden ayrılmanın acısını yaşarken yaşadığınız şehre dev bir yaratık saldırıp, siz de ateşin tam ortasında kalırsanız ne yaşayacaksanız onu yaşayacaksınız. Bu ilk defa İşaretler filminde gördüğümüz türden bir sıradan insan ve uzaylı karşılaması deneyiminin geliştirilmiş hali aslında…

Cloverfield deneyiminden yüzümde mutlu bir gülümsemeyle ayrıldığımı ve Lunapark’a yeni gelmiş tehlikeli bir oyuncaktan inmişcesine eğlenmiş olduğumu söylemek isterim. Filmin yapmak istediği şeyin, ve gizli misyonunun farkında olarak, böylesi bir girişime fantastik sinemanın şiddetle ihtiyacı olduğunu ve ileride İmax ve benzeri 3D gerçekcilik uygulamalarıyla birleştirilecek yeni bir sinema anlayışının ateşleyicisini görmüş olmanın hazzı içerisindeyim. Tabi bu kadar yakışıklı ve güzel insanı oynatmak yerine biraz daha sıradan tiplere şans tanınırsa gerçekciliğin daha da yukarı çıkacağını düşünüyorum. Cloverfield Canavarı üzerine bazı fikir yürütmeler Söylemiştik; filmde canavarın ne olduğu, nereden geldiği,amacının ne olduğu ve neden saldırdığı ile ilgili en ufak bir cevap yok. Bu da özellikle yabancı forumlarda Canavarın muhteviyatı hakkında şiddetli tartışmaların yaşanmasına sebep oluyor. Öncelikle afiş ve ilk saldırının Ellis adası noktasından başlaması sebebiyle Canavarın sudan geldiğini biliyoruz. Ama bu okyanusun derinliklerinde yaşayan amfibik bir mutant yada prehistorik bir canavar mı, yoksa Uzaydan gelip okyanusta gizlenen nir yaratıkmı. aşağıdaki çizmde Canavarın balinalarla olan benzerliği dikkatinizi çekecektir ama bu çizim filmde gördüğümüz canavarı tam olarak tasvir etmiyor. filmde gördüğümüz canavar daha yabancı bir yaratık, ve dünya da gördüğümüz yaşam formlarıyla pek benzeşmiyor.  Ayrıca Dünyalı bir formun bu kadar ateş altında kalıp da ölmemesi imkansız. Neredeyse tüm ordu gücüyle Canavara saldırılmasına rağmen ki buna ağır bombardıman uçakları da dahil, yaratığın saldırmaya devam etmesi yaratığın uzaydan gelmiş olma ihtimalini güçlendiriyor. Tabi bu geliş milyonlarca yıl önce olmuş ve yaratık kıyım gününe kadar hibernatik bir ortamda hayatını sürdürmüş olabilir. böylesi büyük bir yaratık eğer bu kadar zamandır gezegenimizdeyse bir okyanus çukurunda saklanmış olması muhtemel...
Yakın zamanda haberlisi ve sıkı bir takipcisi olduğum, Post Apokaliptik popüler kültür blogu Ara Bölge'de Canavarın ne olabileceği ile ilgili üzel bir yazı var. yazar arkadaşın yolladığı mail ile bende haberdar oldum ve zevkle okudum. Yine bu izin doğrultusunda büyük bir kısmını aşağıya ekliyorum. yazınının linki ise burada
Canavar neye benziyor derseniz, geçenlerde canavarın oyuncağını çıkaran Hasbro'nun sayfasına alalım sizi. Bana pek başarılı bir çalışma gibi gelmedi ama, sonuçta lisanslı misanslı bir ürün olunca budur demek zorunda kalıyoruz.
Canavarın Kökeni Bu konuda belli başlı öne sürülenler: 1) Yaratık radyasyon mahsuludur. 2) Yaratık zaten hep oradaydı ama ya uyandırıldı ya da beslenmek, üremek vb doğal ihtiyaçları için karaya çıktı. 3) Yaratık uzaydan geldi. Bu konuda seçenekleri 2'ye indiren bir görüntü var, yine filmin sonundan. Bzim çocukların altına saklandıkları köprü başlarına yıkılınca kamera yine Nisan ayında kaydettiği görüntüleri göstermeye başlıyor ve Rob ve sevgilisi dönme dolaptalar; bunlar konuşurken kamera bir süre denizi gösteriyor ve o esnada denize bir şey düşüyor-muş- (Videolar mevcut fakat başta da dediğim gibi cep telefonu ile çekildikleri için pek bir şey anlaşılmıyor, ama nedir derseniz: bu, bu ve bu). Kimileri bu düşenin bizzati canavar (ki uzaylı bir yaratık olduğu için dünya havası ve okyanus ortamı yarıyor, gelişip coşuyor, yaklaşık bir ay denizde yaşadıktan sonra karaya çıkıyor), kimileriyse bu düşenin bir uydu olduğunu iddia ediyorlar. Bu uydu diyenler iddialarını detaya bulayıp daha da derinleştiriyorlar, diyorlar ki: Düşen uydu -hayali- Japon petrol şirketi Tagruato'ya aitti. Tagruato'nun sitesine baktığımızda görüyoruz ki, Slusho isimli -yine Abrams'ın daha önceki yapımlarında da gördüğümüz hayali markası- içeceği de onlar üretiyor. Pekiyi esas oğlanımız Rob'un Japonya'ya başkan yardımcısı olarak gideceği şirket hangisiydi dersiniz? Evet, Slusho... Teoriye göre Tagrugato'nun adamları düşen uydunun peşinden okyanusun dibine dalınca ortamın bu Slusho'nun hammaddesini oluşturan şeyle dolu olduğunu gördüler. Hal böyleyken bi yandan uyduyu arar ve diğer yandan da hammadde toplarken bizim Japonlar okyanusun dibinde uyumakta olan canavarı uyandırdılar. Canavar okyanusun dibinde hayvani basınçlarda takılmaya alışkın olduğundan, pek tabii bizim 0 rakımda yaşamaya programlı hassas bünyelerimizde yıkıma yol açmak üzere tasarlanmış silahlar canavarı öldürmüyordu. Ama bana göre Tagruato'nun bu işteki fonksiyonu canavarı uyandırmaktan daha fazlası. Belki de canavarın ortaya çıkmasından onlar sorumludur (Slusho hammaddesi üzerinde yaptığı çalışmaların yan ürünüdür filn?). Durum böyle, sonunda Abrams abi bu Tagruato'yu Dharma Initiative ile ilişkilendirmese bari...
-Bir diğer fikir yürütme yazısı da Hulusi Sağır adlı takipcimizden geldi. Cloverfield fenomenine ve düşen uydu sorunsalına değişik ve bilimsel bir açıklama getirmesi bakımından oldukca ilgiye değer: "japon araştırma uydusunun düşmesi konusunda birkaç şey söylemek
istiyorum. suni uyduların işlevi bittiğinde, herhangi bir arızadan
dolayı kontrol dışı kaldıklarında, yada herhangi bir sebepten dolayı
dünyaya düşmezler. dünya etrafında aynı yörüngesinde ilerlemeye devam
ederler. uzay boşluğunda kaybolup gitmezler yada dünyaya düşmezler.
suni uydular aktif olduğu zamanda da dünyaya düşmesini engelleyen bir
sistemle yörüngede durmazlar. uydu arızalandığı yada çalışmadığı
zamanda bu değişmez. nasıl ay dünyaya düşmüyorsa ve yörüngesinden
çıkmıyorsa, uydularda böyledir. artık kullanılmayan, ömrünü doldurmuş,
çalışmayan uyduları roketle vurarak temizlerler. çünkü tahmin
ettiğimizden çok daha vazla uydu kullanılmakta, hepsinin belirli bir
ömrü vardır. ömrü tükenen uydular dünya etrafında dönmeye devam
ederler. bu yüzden uydu kirliliği oluşmaktadır.
uydular, dalında olgunlaşan armutlar gibi dünyaya düşmezler ama
düştüğünü farzedelim. bu düşüş kontrolsüz olursa, açısı dik olursa,
uydu milyonlarca parçaya ayrılır. buna şöyle bi örnek
verebilirim. bir insan uçurumdan
düşerse yere çarptığında parçalanır ölür. çünkü zemin katıdır. bir
insanın uçurumdan denize düştüğünde, düz duvara çarpış gibi etkilenir
ve ölür. çünkü denizinde bir yoğunluğu vardır ve o süratte çarpmak
duvar etkisi yapar. aynı şey hava ve atmosfer içinde geçerlidir.
havanında bir yoğunluğu vardır. hatta bir nese, belirli bir süratten
sonra havada da duvar etkisine maruz kalır. bunun
havada olduğunu keşfetmeyen insanlar, ilk kez ses hızını geçen jetlerde
bunu görmüşlerdir. ses hızını geçen jetler parçalanmışlardır. çünkü ses
hızını aştıktan sonra havanın yoğunluğu ve jetin airodinamic yapısı
ilerlemesine izin vermemiş, parçalanmıştır. örnek vermek gerekirse, kar
küreme aletini karda hiç durmadan dik bir şekilde ilerletirseniz,
önündeki karlar birikir ve ilerlemenize imkan vermez. atmosfere düşen
göktaşlarıda bu sebepten dolayı aşırı sıcaklığa maruz kalır ve
parçalanırlar. eğer uydularda dünyaya düşüyor olsa bile akibeti bundan
farklı olmaz. en iyi ihtimalle küçük parçalar halinde yeryüzüne
ulaşırlar. bu söylediklerim çok bilindik ve yüzeysel şeylerdir. film
yapımcıları ve senaristler bundan fazlasınıda biliyorlardır mutlaka ve
göz ardı etmeleri imkansız. yeni çekilecek bir filmde düşen uydu ve
bunun etkilerini kullanarak canavarı uyandırma konusunu kullanamazlar.
o düşen şey kesinlikle bilinçi olarak gönderilmiş birşey olmalı. <******>******> Eğer buna benzer fikir yürütmeleriniz varsa otekisinema@gmail.com adresine mail atın yada yorum olarak yazıya mesaj bırakın, filmin mantığıyla çelişmeyen önermeleri yazı bünyesinde isminizi de belirterek yayınlamak istiyorum.
Öteki Sinema için yazan Murat Tolga Şen - Ara Bölge - Hulusi Sağır
|