22.3.2008
Yetimhane - El Orfanato

Belki de bu yüzden, yani bir Amerikan filmi gibi yürümediği ve bitmediği için bu sene seyrettiğim, tadı damağımda kalan tek korku filmi "The Mist ( akıllara zarar Türkce adıyla: Öldüren Sis) oldu. Türün iflah olmaz takipcilerinden olduğum için Sinemalarda bize sunulanın (ittirilenin demek daha doğru olur) dışında Divx denen Cennete elimi attığımda ise Avrupa sinemasından sessiz başyapıtlar her daim beni bekliyordu. Az sonra hakkında kalemimin yettiği kadar bir şeyler yazacağım film de bunlardan biri... karşınızda: Yetimhane - El Orfanato

Filmin konusunu merak edenler için copy-paste'nin gücüyle tavlanarak yazıya ekleyiverelim: Laura'nın hayali çocukluğunu geçirdiği yetimhaneye geri dönerek, orayı yeniden yetim ve öksüzler için uygun hale getirmektir. Kendisinin bir zamanlar yetiştiği bu yere geri dönen Laura, yetimhaneyi satın alarak onu onarmak ve restore etmek ister. Küçük oğlu Simon ile burada yaşamaya başlayan Laura için ilk başta herşey yolundadır. Aslında bu yeni çevre Simon'un hayal gücünü geliştirmeye başlamıştır: Simon günlerini kendisinin yarattığı bir hayali arkadaşla geçirmektedir. Ancak Laura kısa zaman sonra bu hayali arkadaşın Simon'un kurgusundan çok daha fazlası olduğunu keşfedecektir.
Bu hayali arkadaşın bir süre sonra kendilerini rahatsız etmeye başlaması ve yetimhanede görülen garip olaylar, Laura'nın bir parapsikoloji uzmanına başvurmasına yol açar. Paranormal aktiviteleri araştıran bir grup uzman Laura'ya yardım etmek üzere yetimhaneye konuk olacaklardır.
Evet 30'unu aşmış bazı okurların da farkedeceği üzere bu tipik bir *oldschool hayalet öyküsü ve bir zamanlar izleyip çok beğendiğimiz George G. Scott'un müthiş bir perfomans gösterdiği Peter Medak korkusu "Dehşet - The Changeling"den de güçlü esintiler taşıyor. Tekinsiz bir ev, acı çeken çocuk hayaletleri ve dehşeti daha da büyüten paranormalist uzmanlar.. .

Korkmak için bööee! diye bağıran ve her sahne de üç beş kişiyi yutan yaratıklar yada elinde bahçıvan makasıyla bağırsak deşen psikopatların şart olduğunu zannediyorsanız "El Orfanato" size uykudan önce kadar sıkıcı gelebilir, ama filmin ilk on beş dakikasına şans tanıdığınızda hiç sarkmayan senaryosu, yönetimi ve performanslı oyunculuklarıyla gerçekten yaratılan korku duygusunun esiri olacaksınız. Sebepsiz ve anlamsız hiçbir ölümün olmadığı, her yere kanın sıçramadığı ama kesinlikle tüyler ürpertici ve aynı zamanda son derece acıklı olabilen bu öyküyü Yapımcı Guillermo Del Toro'nun himayesinde ilk uzun metrajını çeken Antonio Bayona yönetmiş... çocuğunu kaybeden anne rolündeki başrol oyuncumuz inandırıcılığını hiç kaybetmiyor. hikaye anne üzerine kurulu olduğu nedeniyle üzerine çok fazla iş düşen Belen Rueda bu rolün altından başarıyla kalkıyor. özellikle filmin sonunda çocuğunu bulabilmek için yaptıkları yürek sızlatıyor.
El Orfanato ruhsuz Hollywood korkularından bunalan bünyelere Çölde çay keyfini yaşatacak iddiasız ama kesinlikle çok başarılı, Belki de bu yılın en iyi seyirliği... Milyon dolarlık çöplerden sıra gelirse bizim sinemalarımızda da oynar diye düşünüyorum (Yazın sinemalar boş kalmasın zamanlarına denk gelecektir büyük ihitmalle) Mutlaka seyredin ve gece sakın yalnız yatmayın!
Öteki Sinema için yazan Murat Tolga Şen
* oldschool : oldskool şeklinde yazilan bu terim, tam olarak eski iyidir mentalitesidir.





